Altın Portakal Film Festivali’nde yaşananlar malumun ilanıydı. Türkiye’de artık bu tür organizasyonlar örgütçülerin, ‘muhaliflik’ adı altında memleketine, devletine nefret söyleminin kürsüsü oldu. Antalya’da yaşanan olayın öncesine bir bakalım Belgesel Film Yarışması’ndaki Kanun Hükmü adlı filmde yer alan bir isim üzerine, ‘FETÖ’den yargılaması devam ediyor’ diye festival yönetimi bu filmi önce seçkiden çıkardı sonra da jüri üyelerinin itirazı üzerine filmi geri aldı.
Ortada resmen bir orta oyunu vardı ve bu günler öncesinden belliydi. 15 Temmuz şanlı direnişi ve memleketin bir işgalini engelleyen şehit kanları ve milletin direnişiydi. Eli kanlı terör örgütü FETÖ’nün her alana sızma girişimlerinden birini izledik ve anında müdahale sonrası bu aşağılık propaganda engellendi.
Peki ama tüm her şeyini bu millete borçlu olan ama hiçbir zaman bu millete dair hiçbir hayali olmayan yıllardır ‘sanatçı’ maskesiyle kendilerini gizleyen jüri üyeleri ne yaptı? Demet Akbağ’ınbaşında olduğu jüri belgeselin çıkarılması halinde istifa edecekleri tehdidinde bulundular. Sebep? Sansürmüş! Bakın dünyanın hiçbir yerinde böyle bir ‘sanatçı’ kitlesi yok.
Hatırlarsanız birisi çıkıp Türk Silahlı Kuvvetlerimize iftira atan Şebnem Korur Fincancı’ya ithaf eder, diğeri ödül alırken ülkesinin adını bile anmaktan ar eder. Bu kitlenin bu memlekette sanata dair hiçbir kaygısının olduğunu düşünmüyorum. Sinemanın, tiyatronun ve sanatın diğer alanlarının gelişmesinden ziyade tamamen propaganda aracına dönüştürülen bu mekanizmaya karşı yapılması gerekenler buranın konusu değil.
Bu kitlenin neden böyle bir yapıda olduğunu başka bir yazıya, tarihsel sürecine bırakalım. Nasıl oluşturulduğunu, sonrasında nasıl dönüştürüldüklerini anlatırız.
Bunlar olup biterken Kültür ve Turizm Bakanlığı olaya müdahale edip olması gerekeni yaptı:
“Bakanlığımız, aziz milletimizin 15 Temmuz’da verdiği destansı mücadelenin itibarsızlaştırılması, sanatın provokasyon unsuru olarak kullanılması çabasının bir parçası olmayacaktır. Bu sebeple Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden çekilmiş bulunuyoruz.”
Tüm diğer desteklenen festivaller, film, senaryo desteklerine kadar Bakanlığın patronun kim olduğunu göstermesi her açıdan çok önemlidir.
Milletimiz nazarında sonsuza dek eli kanlı bir terör örgütü olarak kalacak bu aşağılık örgüte dair hiçbir şey görmemek devletin ve milletin görevidir vesselam.
World Of Türkiye ailesine katıldığım için mutlu olduğumu söylemeliyim. Bundan sonra her hafta Kültür – Sanat alanına dair yazılarımızla siz değerli okuyucuların karşısında olacağım. Hoş bulduk. Sizler de sefalar getirdiniz.
Altın Portakal Film Festivali’nde yaşananlar malumun ilanıydı. Türkiye’de artık bu tür organizasyonlar örgütçülerin, ‘muhaliflik’ adı altında memleketine, devletine nefret söyleminin kürsüsü oldu. Antalya’da yaşanan olayın öncesine bir bakalım Belgesel Film Yarışması’ndaki Kanun Hükmü adlı filmde yer alan bir isim üzerine, ‘FETÖ’den yargılaması devam ediyor’ diye festival yönetimi bu filmi önce seçkiden çıkardı sonra da jüri üyelerinin itirazı üzerine filmi geri aldı.
Ortada resmen bir orta oyunu vardı ve bu günler öncesinden belliydi. 15 Temmuz şanlı direnişi ve memleketin bir işgalini engelleyen şehit kanları ve milletin direnişiydi. Eli kanlı terör örgütü FETÖ’nün her alana sızma girişimlerinden birini izledik ve anında müdahale sonrası bu aşağılık propaganda engellendi.
Peki ama tüm her şeyini bu millete borçlu olan ama hiçbir zaman bu millete dair hiçbir hayali olmayan yıllardır ‘sanatçı’ maskesiyle kendilerini gizleyen jüri üyeleri ne yaptı? Demet Akbağ’ınbaşında olduğu jüri belgeselin çıkarılması halinde istifa edecekleri tehdidinde bulundular. Sebep? Sansürmüş! Bakın dünyanın hiçbir yerinde böyle bir ‘sanatçı’ kitlesi yok.
Hatırlarsanız birisi çıkıp Türk Silahlı Kuvvetlerimize iftira atan Şebnem Korur Fincancı’ya ithaf eder, diğeri ödül alırken ülkesinin adını bile anmaktan ar eder. Bu kitlenin bu memlekette sanata dair hiçbir kaygısının olduğunu düşünmüyorum. Sinemanın, tiyatronun ve sanatın diğer alanlarının gelişmesinden ziyade tamamen propaganda aracına dönüştürülen bu mekanizmaya karşı yapılması gerekenler buranın konusu değil.
Bu kitlenin neden böyle bir yapıda olduğunu başka bir yazıya, tarihsel sürecine bırakalım. Nasıl oluşturulduğunu, sonrasında nasıl dönüştürüldüklerini anlatırız.
Bunlar olup biterken Kültür ve Turizm Bakanlığı olaya müdahale edip olması gerekeni yaptı:
“Bakanlığımız, aziz milletimizin 15 Temmuz’da verdiği destansı mücadelenin itibarsızlaştırılması, sanatın provokasyon unsuru olarak kullanılması çabasının bir parçası olmayacaktır. Bu sebeple Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden çekilmiş bulunuyoruz.”
Tüm diğer desteklenen festivaller, film, senaryo desteklerine kadar Bakanlığın patronun kim olduğunu göstermesi her açıdan çok önemlidir.
Milletimiz nazarında sonsuza dek eli kanlı bir terör örgütü olarak kalacak bu aşağılık örgüte dair hiçbir şey görmemek devletin ve milletin görevidir vesselam.
World Of Türkiye ailesine katıldığım için mutlu olduğumu söylemeliyim. Bundan sonra her hafta Kültür – Sanat alanına dair yazılarımızla siz değerli okuyucuların karşısında olacağım. Hoş bulduk. Sizler de sefalar getirdiniz.