Ağustos 2002’de uygulanmaya başlanan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) toplam vergi gelirleri içerisinde yüzde 20’den fazla yer kaplıyor. 2024’te 270 milyar dolara yaklaşan vergi geliri beklenmesinden hareketle yaklaşık 57 milyar dolarlık ÖTV geliri elde edilmesi hedefleniyor. Farklı ürün gruplarında işleme alınan ÖTV petrol ve doğalgaz, motorlu araç, alkol, tütün, kolalı gazoz ve dayanıklı tüketim malları gibi alanları kapsıyor. İthal ürünler ağırlıklı olmakla birlikte ÖTV hakkında birçok tartışmada mevcut politikanın bir yansıması olarak öne çıkıyor. Kamunun harcama kapasitesi göz önüne alındığında 400 milyar doları aşan giderlerin karşılanması gerekiyor. Ancak ÖTV üzerinden elde edilen 57 milyar dolarlık kısım farklı bir alandan alınamaz mı sorusu akla gelebilir. Tabi ki alınan vergilerin oranlarını değiştirmek mümkündür. Ancak ÖTV’nin payı toplam vergi gelirleri içerisinde yüzde 21 ile KDV’nin ardından ikinci sırada gelmektedir. Buradan alınmayacak verginin Motorlu Taşıtlar Vergisi, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Gümrük Vergisi veya Harçlar gibi vergi türlerine yüklenmesi gerekiyor. Böyle bir değişiklik vergi gelirlerini büyük oranda düşürürken ithal ürünlere olan talebi artıracak ve böylelikle dış ticaret açığı yükseliş gösterecektir. Cari açığında bozulmasına neden olabilecek böyle bir politika değişikliği TL üzerinde baskı oluştururken döviz ihtiyacını da artıracaktır.
ÖTV’nin kaldırılması meselesi de gündemde yer tutmaktadır. Fakat enflasyonla mücadele süreci devam ederken vergilerin düşürülmesi olayı fiyat istikrarına negatif yansıyabilir. Özellikle sıkı maliye politikası işleme alınırken vergilerde de artış meydana gelmelidir. Harcanabilir gelir kamu elinde toplanırken toplam talep bu şekilde baskılanmış olur. Para politikasında sıkılığının devamıyla fiyatların denge noktasına gelmesi sağlanır. 2026’da tek haneli enflasyon hedefine ulaşılmasıyla ÖTV meselesi bütün perspektifleri gözeterek gündeme alınabilir. Özellikle verginin toplanması ve harcanması meselesinde iletişim kanalları çok iyi kullanılmalı. Topluma yeni vergi artışları neden yapılıyor, neden böyle bir artışa ihtiyaç duyuldu gibi sorular üzerinden açıklama yapılması ve ikna edilmesi toplumsal huzurun iyileştirilmesine yardımcı olacaktır. Burada soruların en temel cevabı da maliyeti 120 milyar doları aşan Maraş depremleridir. Ayrıca yukarıda değinildiği gibi enflasyonla mücadele için maliye politikasında tasarruf yapılırken kamu gelirleri artırılmalıdır.
Enflasyonun kontrol altına alınmasının ardından ÖTV meselesinin tekrar gündeme gelmesi muhtemeldir. Alt ve orta gelir gruplarının ürünlere ulaşımını zorlaştıran ÖTV fiyat istikrarının sağlanmasının ardından istisnalara tabii tutulabilir. İthal olmayan, belli bir fiyat aralığında seyreden ve orta gelir grubunun talep gösterdiği ürünlerde ÖTV istisnaları uygulanabilir. Bilgisayar, telefon ve araç ilk akla gelenler olurken enflasyondan etkilenen alt ve orta gelir gruplarına uygulanabilecek ÖTV indirimleri yerli üretimi de teşvik edecektir. İthal edilecek ürün grupları böylelikle teşvik edilmeyecek ve Türk sanayisi, firmaları süreçten karlı çıkacaktır. Kamunun vergi kaybı ise yerli üretim nedeniyle sınırlı kalacak ve sürümden alınacak diğer vergilerle ileride toplam vergi geliri artış gösterecektir. Tabi ki teori kısmında süreç böyle görünebilir ancak alınacak önlem, indirim ve teşviklerde dikkatli davranılması ve adaletsizliklerin önüne geçilmesi gerekebilir.
Sonuç olarak Türkiye’de ÖTV’nin tümden kaldırılması kamu gelirlerinin azalmasına neden olurken farklı alanlarda problemlere sebebiyet verebilir. Ancak Türkiye vergi rekabeti açısından uluslararası alanda yedinci sırada bulunmaktadır. Uluslararası Vergi Rekabet Endeksinde birçok gelişmiş ülkeden daha iyi bir pozisyonda yer alan Türkiye kurumsal vergide on birinci, bireysel vergide yedinci, tüketim vergisinde on üçüncü, emlak vergisinde yirmi ikinci ve gümrük vergisinde yedinci sıradadır. Buradan hareketle Türkiye’de vergi ödemede kurumsallığın iyi bir seviyede olduğu ancak daha da iyileştirilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. En nihayetinde ÖTV meselesi bir tartışma konusu olarak kamunun önünde bulunuyor. Vergide adalet duygusunun gelişmesi ve verimli vergi harcama kültürünün yerleşmesi için aksiyon alınmalıdır. Son dönemde Maliye Bakanı Mehmet Şimşek beyin aldığı önlemlerde bu yönde atılmış pozitif adımlar olarak okunabilir.
Ağustos 2002’de uygulanmaya başlanan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) toplam vergi gelirleri içerisinde yüzde 20’den fazla yer kaplıyor. 2024’te 270 milyar dolara yaklaşan vergi geliri beklenmesinden hareketle yaklaşık 57 milyar dolarlık ÖTV geliri elde edilmesi hedefleniyor. Farklı ürün gruplarında işleme alınan ÖTV petrol ve doğalgaz, motorlu araç, alkol, tütün, kolalı gazoz ve dayanıklı tüketim malları gibi alanları kapsıyor. İthal ürünler ağırlıklı olmakla birlikte ÖTV hakkında birçok tartışmada mevcut politikanın bir yansıması olarak öne çıkıyor. Kamunun harcama kapasitesi göz önüne alındığında 400 milyar doları aşan giderlerin karşılanması gerekiyor. Ancak ÖTV üzerinden elde edilen 57 milyar dolarlık kısım farklı bir alandan alınamaz mı sorusu akla gelebilir. Tabi ki alınan vergilerin oranlarını değiştirmek mümkündür. Ancak ÖTV’nin payı toplam vergi gelirleri içerisinde yüzde 21 ile KDV’nin ardından ikinci sırada gelmektedir. Buradan alınmayacak verginin Motorlu Taşıtlar Vergisi, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Gümrük Vergisi veya Harçlar gibi vergi türlerine yüklenmesi gerekiyor. Böyle bir değişiklik vergi gelirlerini büyük oranda düşürürken ithal ürünlere olan talebi artıracak ve böylelikle dış ticaret açığı yükseliş gösterecektir. Cari açığında bozulmasına neden olabilecek böyle bir politika değişikliği TL üzerinde baskı oluştururken döviz ihtiyacını da artıracaktır.
ÖTV’nin kaldırılması meselesi de gündemde yer tutmaktadır. Fakat enflasyonla mücadele süreci devam ederken vergilerin düşürülmesi olayı fiyat istikrarına negatif yansıyabilir. Özellikle sıkı maliye politikası işleme alınırken vergilerde de artış meydana gelmelidir. Harcanabilir gelir kamu elinde toplanırken toplam talep bu şekilde baskılanmış olur. Para politikasında sıkılığının devamıyla fiyatların denge noktasına gelmesi sağlanır. 2026’da tek haneli enflasyon hedefine ulaşılmasıyla ÖTV meselesi bütün perspektifleri gözeterek gündeme alınabilir. Özellikle verginin toplanması ve harcanması meselesinde iletişim kanalları çok iyi kullanılmalı. Topluma yeni vergi artışları neden yapılıyor, neden böyle bir artışa ihtiyaç duyuldu gibi sorular üzerinden açıklama yapılması ve ikna edilmesi toplumsal huzurun iyileştirilmesine yardımcı olacaktır. Burada soruların en temel cevabı da maliyeti 120 milyar doları aşan Maraş depremleridir. Ayrıca yukarıda değinildiği gibi enflasyonla mücadele için maliye politikasında tasarruf yapılırken kamu gelirleri artırılmalıdır.
Enflasyonun kontrol altına alınmasının ardından ÖTV meselesinin tekrar gündeme gelmesi muhtemeldir. Alt ve orta gelir gruplarının ürünlere ulaşımını zorlaştıran ÖTV fiyat istikrarının sağlanmasının ardından istisnalara tabii tutulabilir. İthal olmayan, belli bir fiyat aralığında seyreden ve orta gelir grubunun talep gösterdiği ürünlerde ÖTV istisnaları uygulanabilir. Bilgisayar, telefon ve araç ilk akla gelenler olurken enflasyondan etkilenen alt ve orta gelir gruplarına uygulanabilecek ÖTV indirimleri yerli üretimi de teşvik edecektir. İthal edilecek ürün grupları böylelikle teşvik edilmeyecek ve Türk sanayisi, firmaları süreçten karlı çıkacaktır. Kamunun vergi kaybı ise yerli üretim nedeniyle sınırlı kalacak ve sürümden alınacak diğer vergilerle ileride toplam vergi geliri artış gösterecektir. Tabi ki teori kısmında süreç böyle görünebilir ancak alınacak önlem, indirim ve teşviklerde dikkatli davranılması ve adaletsizliklerin önüne geçilmesi gerekebilir.
Sonuç olarak Türkiye’de ÖTV’nin tümden kaldırılması kamu gelirlerinin azalmasına neden olurken farklı alanlarda problemlere sebebiyet verebilir. Ancak Türkiye vergi rekabeti açısından uluslararası alanda yedinci sırada bulunmaktadır. Uluslararası Vergi Rekabet Endeksinde birçok gelişmiş ülkeden daha iyi bir pozisyonda yer alan Türkiye kurumsal vergide on birinci, bireysel vergide yedinci, tüketim vergisinde on üçüncü, emlak vergisinde yirmi ikinci ve gümrük vergisinde yedinci sıradadır. Buradan hareketle Türkiye’de vergi ödemede kurumsallığın iyi bir seviyede olduğu ancak daha da iyileştirilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. En nihayetinde ÖTV meselesi bir tartışma konusu olarak kamunun önünde bulunuyor. Vergide adalet duygusunun gelişmesi ve verimli vergi harcama kültürünün yerleşmesi için aksiyon alınmalıdır. Son dönemde Maliye Bakanı Mehmet Şimşek beyin aldığı önlemlerde bu yönde atılmış pozitif adımlar olarak okunabilir.