
Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 18 Ekim 2023
HAMAS saldırısının ardından geçen 12’nci günde de İsrail’in Gazze Şeridi’ni toplar, füzeler yanında havadan ve denizden bombardımanıyla hallaç pamuğu gibi attığı görülmektedir. HAMAS’ı yok edeceğim derken, masum insanları da yok eden İsrail, olası bir kara harekatı öncesi Gazze’de “yumuşatma harekatı” icra etmeyi sürdürüyor. Daha dün (17 Ekim) vurulan bir hastane sonucu 500 Filistinli hayatını kaybetti. Vahşetin tırmandığı bir ortamda Türkiye ve Mısır’ın öne çıktığı diplomatik girişimlerde de yoğunluk artış kaydetmeye başladı. Doğu Akdeniz’e uçak gemileriyle destekli muharebe grupları göndererek İsrail’le tam bir dayanışma içerisinde olduğunu açıklayan ABD de Arap ülkeleriyle mekik diplomasisini sürdürüyor. Bu diplomasi hareketliliği içerisindeki Türkiye’nin kalıcı barış önerileri üzerinde duruldu.
Türkiye’den Garantörlük Teklifi
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze Şeridi’ndeki insanlık dramının durdurulması ve kalıcı barışın tesisi maksadıyla bölge ülkelerinin liderleri ile Batı’dan ve Doğu’dan birçok ülkelerin liderleriyle diplomasi yoğunluğu başlattı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da kendi mevkidaşlarıyla ihtiyaç duyulan mekik diplomasisini sabır ve ciddiyetle sürdürülüyor.
Türkiye, sorunun daha önceki çözüm önerileriyle sonuçlanamayacağını ileri sürerek yeni önerilerin denenmesi gerektiğini savunmaktadır. Bunlardan belli ilki, ABD Başkanı Biden’ın bile “Biz on yıllardır iki devletli çözümü öneriyoruz!” dediği gibi iki devletli çözümdür. Ancak en önemli fark; BM’nin belirlemiş olduğu ve Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu 1967 sınırlarına dönmektir. İyimser olmak için her türlü çare zorlansa da uygulanabilirliği mümkün değil gibi. Çünkü ABD dahil, tüm BM Güvenlik Konseyi üyelerinin bunun için gerektiğinde yaptırım uygulayarak İsrail’i ikna etmeleri gerekecektir. Sizce bu mümkün müdür?
Türkiye’nin ikinci önerisi ise taraflar için garantörlük sistemi getirmek. Türkiye Filistin’in garantörü (veya garantörlerinden biri) olmaya hazır. Tabii İsrail için de en az bir garantör ülke gerekli. Ancak garantörlerin sorumlulukları büyük. Bir yandan garantörü oldukları tarafın uluslararası hukuk ve yapılacak anlaşma hilafına hareketini önleyecek. Yani Türkiye’nin garantör olması halinde Filistin’in (özellikle de HAMAS’ın) İsrail’e daha önce olduğu gibi füze atmasını veya sızma hareketlerini önleyecek. Diğer yandan da şayet karşı taraf benzer ihlallerde bulunursa, o tarafın uluslararası hukuk açısından gerekli cezayı çekmesini sağlayacak formülleri bulacak. ABD’nin, İsrail’in garantörü olduğunu varsayalım. İsrail, eskiden olduğu gibi Filistinlilere karşı devlet terörü işlemeye devam eder de uluslararası hukuk açısından cezalandırılması gündeme geldiğinde ABD samimi olacak mıdır? Konu BM Güvenlik Konseyi’ne geldiğinde veto etmeyeceğinin garantisi var mıdır? Diyelim ki ABD buna “Evet” dedi. İsrail, garantörlük sistemini kabul eder mi? Hayır derse, kim ve nasıl ikna edebilir?
Bir diğer husus da Türkiye’nin garantörlüğü ile ilgili tarihidir. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken, kuruluşa antlaşmalarına göre üç garantör ülkeden biri olan Türkiye, 1974’te Sampson Darbesi’yle Kıbrıs’ta anayasal düzenin tamamen değiştirilmeye kalkıldığında, İngiltere’ye garantörlüğünü hatırlatmış, ancak İngiltere kolunu kıpırdatmayınca, adada daha fazla kan dökülmesini önlemek maksadıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nı icra etmiştir. Bu harekatı hatırlayacak olan İsrail ve hamileri, Türkiye’nin garantörlüğüne yanaşırlar mı?
Vahşeti Durdurmak İçin İsrail’e ve Hamilerine Yaptırım Düşünülmelidir
Bugün İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplanıyor. Başlangıçta saldırısı sebebiyle HAMAS’ı suçlayan Arap ve İslam ülkeleri bile Gazze Şeridi’ne ölüm yağdıran İsrail üzerine bir araya gelmeye başladılar. Mevcut siyasi konjonktürde İsrail’i dizginlemenin yollarından biri, İsrail’e ve Körfez petrolüne muhtaç, “sadece” İsrail yanlısı ülkelere yaptırımdır. Şayet malları boykot edilir, petrol ve doğalgaz satışı kesilirse, bu dilden anlayan Avrupa ve Çin harekete geçebilir. Ancak yaptırımların caydırıcılığı için oybirliği şarttır. Eğer petrol üreten bir ülke veya İİT’den etkili bir iki ülke “Hayır!” derse, yaptırımın gücü olabilir mi? Ne yazık ki fazla şans yok gibi…