
Fatih ÜNLÜ – 8 Mart 2024
Ramazan ayının ulvi iklimine sadece birkaç günümüz kaldı. Uzun bir yolculukta sılaya çok yaklaştığımız bir durak yerindeyiz. Sılaya vardığımızda ise her yeni gün, eşsiz manevi zenginlikler ve sevinçlerle bizi bekliyor olacak.
İnsan on sekiz bin alemi ve bütün mâhlukatı yoktan var eden Allah’a kulluk için yaratılmıştır. Allah’ın razı olduğu bir insan olma süreci olan kulluk hepimizin asıl hayat gayesidir. Allah’ın güzel hükümlerini -halife sıfatıyla- elinden geldiğince yeryüzünde hakim kılma yükümlülüğü de vardır insanın. Zaten bu da kulluğunun bir parçasıdır.
Kendisini yaratan ve yaşatan Allah’a kul olmazsa bir insan, bir şekilde başka şeylere kul olur. Bunun ne yazık ki sayısız örneği vardır. Allah’a kul olmak insanın en büyük makamıyken, başka kulluklar da en büyük zilletidir, en uzun kâbusudur.
Ramazan ayı kulluğun da en güzel günlerini barındırır. İnsanın aç ve susuz kalınca kendisine sayısız nimetler ihsan eden Allah’ın fazlının farkına daha çok varmasından öte bir bereketi vardır Ramazan ayının. O ay her şey kulluğa durur. Zaten öyledir de bu kulluğunu o günlerde daha çok, daha keskin gösterir.
Kulluğun en öz hallerinden birisi de duadır, kişinin isteyeceğini Allah’tan istemesidir. Ramazan ayı bir manada dua ayıdır. Çünkü mealen “Bana dua edin, size icabet edeyim.” buyuran Allah azimüşşan’ın kullarını rahatsız etmesinler diye şeytanları bağladığı eşsiz bir manevi fırsattır Ramazan ayı. Ve günleri…
Allah resulu (sav) buyurdular ki: “Sizden herkes ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar (Rabbinden) istesin.”
Allah azimüşşan kullarının -mahlukata takılmadan- yalnız Kendisinden istemelerini sever. Kullar da zaten sayısız ihtiyaçlarının giderilmesini severler. Kulları dua ile tekrar tekrar buluşturan ne güzel günlerdir Ramazan günleri…
Fiili duayı da unutmadan kulun en keskin çaresidir dua… Güzel bir Ramazan gününde kurumuş bir dille ve tertemiz bir gönülle Rahman’a yönelen dualar çareye hemen açılan kapılar gibidir.
“Dua – Dua”
En vasi rahmet kapısı, kulu dünyanın zorluklarından kurtaran ümidin adıdır dua. Özellikle Allah’ın güzel kanunlarına da uyulduğunda duanın çözemeyeceği düğüm yoktur. Allah’ın kanunlarına uymadan, sebepler dairesinde vazifemizi yapmadan duamızı da eksik bırakmış oluruz. Eksiğimiz olduğunda da yöneleceğimiz merci elbette yine Rabbimizdir. Ama bidayette bize düşen O’nun güzel kanunlarına, sebepler dairesinin gereğine elden geldiğince riayettir.
Yunus Emre şöyle diyor:
Çeşmelerden bardağın doldurmadan kor isen
Bin yıl orda durursa kendi dolası değil. *
Bu mısranın somut anlamının yanı sıra manaya ve gönüle bakan bir yönünün olduğu da söylenir ki Yunus Emre’nin bu tür şiirleri de çoktur. Ama konumuz şu anda o değil.
Evet, Allah zaten o çeşmeyi, o pınarı senin gibi mahlukât için yaratmış, senin oraya kadar gelmeni nasip kılmış. Sana düşen tasını, bardağını doldurup susuzluğunu gidermektir. Tabii refleks de zaten öyledir. Pınarı gören “Su gelip kırbamdaki tasa dolsun.” demez, hemen gider ve o güzel sudan kana kana içer. Fiili dua da bu anlamda tabii mecradır, tabii olandır.
Bir gün bir kişi Peygamberimiz aleyhisselama sorar: “Ya Rasulallah, devemi salıvererek mi tevekkül edeyim yoksa bağlayarak mı?”
Peygamberimiz aleyhisselam da cevap olarak “Deveni bağla da öyle tevekkül et.” buyurur.
Çünkü sen sebepler dairesindeki bu vazifeni yapmazsan, tabiatında gezinmek olan deve elbette bıraktığın yerden ayrılır gider. Senin de o deveyi nereye giderse gitsin tekrar eve gelecek şekilde eğitmiş olmansa nadirin de nadiri bir ihtimaldir. O halde önce fiili vazifeni yapmalı sonra tevekkül etmelisin.
Kavli dua fiili dua ile birlikte dağları yerinden oynatacak kudrette bir imkândır ama sen bir yönü eksik bırakırsan duada o gücü kolayından bulamazsın.
Kavli (sözlü) dua ile fiili duanın en güzel uyumunu bir Müslüman’ın dualarında görürüz ve görmeliyiz.
Olması gereken budur ama -başta kendi nefsim- çeşitli sebeplerle fiili duayı ihmal ettiğimiz zamanlar da ne yazık ki çoktur. Oysa Allah azimüşşan yoğun gayretin, ızdırari duaların ve sonra sözlü duaların neticesini ve bereketini muhakkak fazlasıyla ihsan eder. Vazifemizi elden geldiğince yaparsak ve Allah’a haramlardan, kul hakkından kaçınan muhlis bir hâl ile yönelirsek duamız asla arafta kalmaz.
Şu anda da nice dualar ediyoruz, bunların bereketini bir şekilde muhakkak görürüz ve görüyoruz ama bunların bir kısmının kabul olunmadığı hissini yaşıyorsak, Allah’ın vaadi şüphesiz hak olduğuna göre, bizim duamızda bir eksik var mı diye bakmalıyız. Belki de eksiğimiz bir miktar bile olsa fiili duamızın zayıflığında veya nakıslığındadır.
İslam ülkeleri olarak şu anki maddi planda ekseren geride kalmış ve bazen çaresizliğe varan hallerimizin fiili dua tarafını ihmal etmiş olmamızla ilgili olduğunu birçok mütefekkirimiz ifade ediyorlar. Hekimoğlu İsmail’in de bu yönde bir tespitini hatırlıyorum.
Nitekim fiili duayı biraz yapınca ne kadar hızlı yol alıyoruz. Yeter ki yöntemimiz ve ihlasımızda bir eksiklik olmasın… O halde, gelin Ramazan ayında hem daha çok duaya hem de bu dualara öncü güzel bir gayrete duralım.
Ramazan ayı kullukta ve onun bir mütemmimi olan duada yeni bir şuur kazanılması için eşsiz bir fırsattır.
Sezai Karakoç abi “İnsan ve Oruç” şiirinde,
“Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır.” der.
Çünkü oruç içimizdeki yeni insanı ortaya çıkarır. Yine biz olan, bizim iyi ve kamil tarafımızı ortaya çıkarır.
Sezai abi bu güzel şiirini şöyle bitirir:
Ey oruç, diriltici rüzgar, İslam baharı
Ey insan ruhuna inip yüce ilham dağından
Kevser içir, âbıhayat boşalt kristal bardağından
Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına.
Rabbimiz oruçlarımızı, Ramazan Ayını ve ötesini imanın âbıhayatına kanmamıza vesile eylesin.
Ramazan ayımız mübarek olsun.