Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 10 Ekim 2023

11 Eylül 2001 küresel terör olayları ile birlikte ABD’nin gücü hem ülke içinde hem de küresel çapta büyük hasar aldı. Bağımsızlığın ilan edildiği 1776’dan beri ana karasına dışarıdan ilk kez saldırı gerçekleşen ABD’nin güçlü imajına 11 Eylül’le birlikte büyük bir darbe vurmuştu.

Küresel Terörle Mücadele Altında Dost ve Hasımlara Gözdağı

Cumhuriyetçilere yakınlığı ile bilinen “Yeni Muhafazakarlar”ın (Neocon) da etkisiyle ABD’nin tek kutuplu hegemonyasının sürdürülmesi telaşı içerisindeki G.W. Bush yönetimi 11 Eylül’ün ardından yeni dış politikasındaki en önemli hedefi “terörizme karşı savaş” olarak belirledi.  Clinton dönemindeki yumuşak gücün aksine askeri gücün ön plana çıktığı bu dönemde ABD artık tek yanlı siyaset izlemeyi öngördü. George W. Bush’un “bizimle olmayan bize karşıdır” söylemi ile uluslararası alanda dost ve müttefikler de dahil herkese gözdağı verilmişti.

11 Eylül “el-Kaide” odaklı küresel terörün ardından ABD’nin iknadan çok zorlamasıyla uluslararası limanlar ile havalimanlarında olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Doğu Akdeniz, Somali sahilleri dahil birçok bölgede ABD’nin isteği üzerine deniz ulaştırmasının güvenliği için ek önlemler alındı. Bir süre ABD’nin talepleri dostlarını dahi bezdirmeye başladı. Kısaca Amerikan topraklarına ve halkına zarar verebilecek eylemleri önlemek ve gerekli tedbirleri almak için hiçbir kısıtlamanın kabul edilmeyeceği açıklanmıştı. Artık ABD, daha önceleri İsrail’in Filistin topraklarında sıkça uyguladığı ‘Önleyici harekat’ (preventive strike) adı altında uluslararası hukuku hiçe sayan askeri harekatı BM kararları olmaksızın yaygınlaştırdı.

ABD Hegemonyacılığından Küresel ‘Mutlak Hakimiyet’ Arayışına Geçiş

G.W. Bush’un etkilendiği Yeni Muhafazakarlar da anlaşılan Henry Kissenger’in “Üretim kapasitesine, hammaddeye, gıdaya, enerjiye (fosil olduğu kadar insan da) ve sağlam paraya sahip olan kişi dünyayı değiştirebilir!” sözüyle uyum içerisindeydiler. Veya aynı dönemlerin bir diğer jeopolitik uzmanı Zbigniew Brzezinski’nin deyimiyle ‘Büyük Satranç Oyunu’nu oynama önceliği ve keyfiyeti ‘tek kutup” olan sadece ABD’ye ait olmaya devam etmeliydi. Aslında 11 Eylül olayı ile fiilen yürürlüğe girmiş olan 2002 ABD Ulusal Güvenlik ve Strateji Belgesi ve Bush Doktrini’nin giriş bölümünde her ne kadar “ABD’nin değer ve çıkarlarının bir araya getirildiği Amerikan ulusalcılığı, dünyanın daha müreffeh ve yaşanabilir olması için çaba sarf edilmesi, siyasi ve iktisadi özgürlüklerin desteklenmesi, diğer devletlerle barışçıl ilişkilerin sağlanması ve insan onuruna saygı duyulması” ifadesi mevcutsa da bu belge şu üç unsuru da ön plana çıkarmıştı: (a) Askeri, diplomatik, ekonomik ve kültürel alanlarda ABD’nin “hegemonya” arayışından “mutlak kontrol”e geçtiği, (b) Bunlar yapılırken “çok taraflılığa” ve Uluslararası Ceza Mahkemesi statüsüne karşı çıkma (Kyoto Protokolünün reddi, 1972 Anti-Balistik Füze Anlaşmasından çekilme talebi vb.), (c) Tehdit odaklı askeri savunmadan olasılık hesaplı anlayışa (önleyici harekat: preventive strike vb.) geçiş. Yani kısacası mutlak doğrunun ABD olduğu düşüncesini küresel çapta dayatma isteği.

ABD, kendisine dokunan terör örgütüne küresel anlam katarak, tüm ülkelerden hava alanları ve limanları ile hava ve deniz yolları hatlarında olağanüstü önlemler alınmasını isteyerek kabul ettirdi. Bu bağlamda Doğu Akdeniz’de NATO bünyesinde tesis edilen “Active Endeavour” (Aktif Çaba) harekatıyla terör örgütlerine ait silah veya eleman taşıdığından kuşkulanılan gemilerin kontrol edilmesi görevi getirildi.

Afganistan’a, müttefikleri dışında da katılımlarla 2001 yılı sonunda girerek, el-Kaide’ye destek verdiğini ileri sürdüğü Taliban yönetimini değiştirerek kukla bir yönetim kurdu. Tabii Taliban’la da savaş başladı. ABD, bir süre sonra Irak’a kancayı taktı. Almanya, Fransa ve kısmen Rusya’ya rağmen Irak’a müdahale kararı aldı. 2003 yılı başlarında Dışişleri Bakanı Powell, BM Genel Kurulu’nda tüm dünyanın önünde Irak’ta Kitle İmha Silahı (KİS) olduğu yalanıyla meşruiyet aradı. İşgal sonrası ise “KİS yokmuş, sorry” diyerek kısaca özür diledi.

(Not: Yazının devamı; Amerika Güç Kaybederken-4: ile devam edecektir.)

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.