kemal olçar 800-563 yeni

Doç. Dr. Kemal OLÇAR – 24 Mart 2025

 

İçinde bulunduğumuz meseleler salt iç dinamikler yoluyla veya sadece dış etkenler dikkate alınarak açıklanmaya çalışıldığında elbette bir anlam ifade etmeyecektir. Türkiye’de 20. yüzyılın son çeyreğinde yaşanan terör faaliyetlerinin nedenlerini araştıran birçok siyasetçi, akademisyen ve strateji uzmanı bu konuda henüz bir mutabakat sağlayabilmiş değildir. Oysa herkes kendi penceresinden bazı değerlendirmeler yapmış ve teşhisler koymaya çalışmıştır.  Ancak vaka o kadar karmaşık, somut ve gerçektir ki ülkenin her yerinde yaşayan insanları etkilerken, aynı zamanda siyasi, ekonomik, askeri ve milli bütünlük anlamında hissedilir zararlar vermektedir.

Terörün Türkiye’yi Hedef Almasının Nedenleri

O zaman çok basit bir soru ile başlamak faydalı olacaktır; neden terör Türkiye’yi seçmiş ve sürekli kanlı eylemler yapmaktadır? Veya bir başka ifade ile Türk toprakları hangi maksatlarla hedef haline gelmiş ve ortaya çıkan terör nasıl belli bölge ve sektörlerde zemin bulmuştur? Bu sorunun cevabını vermek hem çok zor hem de oldukça kolaydır. Zordur çünkü binlerce insana ölümün ve sakat kalmanın geçerli hiçbir mantıksal gerekçesi anlatılamaz, kolaydır çünkü uluslararası güçler sınırsız sermaye birikimi ile, sermaye sınıfı da de başta enerji ve hammadde olmak üzere “temel kaynaklar” ile varlığını sürdürebilmektedir.

Bu maksatla başat sermayedar devletler varlıklarını sürdürebilmek için her yolu acımasızca ve tereddütsüz bir şekilde denemektedir. Bunun için en önemli stratejilerinden birisi hedef ülkelerin içinde bulunan ve kültür kodları kendilerine benzeyen ya da sonradan benzetilen sosyal grupları kendilerine müzahir kılmak ve onları besleyerek toplumsal barışı yıkmaktır. Bu gruplar bir süre sonra kendilerini içinde bulundukları millete ve ortak inanç sistemine ait hissetmezler. Saldırgan ülkeyi bir kurtarıcı, demokrasi beşiği, insan hakları savunucusu ve çevreci zannedebilirler. Hemen arkasından gelecek olan hamle; iç savaş yaratacak kadar kırılgan bir kutuplaşma yaratmak suretiyle kardeşi kardeşe yok ettirerek parçalanmış hayali devletçikler teşkil etmektir.

Tehdit Kavramının Tanımı ve Kapsamı

Bu sebeple tehdit kavramını tanımlayarak işe başlamak gerekir. Tehdit; kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerin gerçekleşmesini güçleştiren, yeri ve zamanı gelince ortadan kaldırılmasında milli güç unsurlarının kullanılmasını zorunlu kılan her çeşit faaliyet ve girişimler olarak tanımlanır.  Bu çerçevede, bazı yazarlara göre dünyanın ilgilenmesi gereken altı tehdit veya risk grubu bulunmaktadır.

Bunlar, “terörizm, ülkeler arası çatışma, iç savaş, soykırım ve diğer büyük çaplı şiddet olayları dahil iç çatışma, nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar, sınır aşan organize suçlar, açlık, bulaşıcı hastalık ve çevre sorunları dahil ekonomik ve sosyal tehdit / riskler”dir.  Sonuçta tehdit daima hedef ülkenin sosyo-kültürel değerlerini ekonomisini, politik ve askeri değerlerini hedef almaktadır. Bazı tehditler; “kökü ve kışkırtıcı kaynakları içeride ve/veya dışarıda olan, yurt içinde açık veya gizli olarak yürütülen devletin anayasal düzeni, ülkenin bölünmez bütünlüğü ile milletin refahına yönelik örgütlü suç ve şiddet hareketlerini de kapsayan bir tehlike algılaması” olarak da tanımlamaktadır.

İlginizi çekebilir!  Narin’in Şok Ölümü: Narin, Annesi ve Amcasını Uygunsuz Gördü! Narin'in Ölüm Nedeni Yasak Aşk Cinayeti mi? Narin'in Amcası Salim Güran Aslında Babası mı?

Özellikle ülke içinde görülen bu tehditlerin genelde kullandıkları yöntem siyasal şiddettir. Yani politik amaçlar için güç kullanmak, toplumsal ayaklanma tertip etmek, sosyal grupları manipüle etmek, sokakları mobilize etmek, maceracı gençlere maddi olanak sağlayarak sokaklarda anlamsız kalabalıklar teşkil etmek, hatta bireysel ve örgütsel cinayetlere dek uzanan bir dizi eylemi düzenlemek uyguladıkları yöntemlerdir. Ukrayna’da 2004 tarihinden sonra yaşanan olaylar dahil tüm renkli devrimler dışarıdan müdahale ile düzenlenmiş ve maalesef sokaklara çıkan gençler istismar edilmiştir.

Terörün Yöntemleri ve Kullanılan Araçlar

Terör de daha ziyade kendine özgü kuralsız şiddet hareketidir. Terörizm ise siyasal amaçlar için örgütlü, sistemli ve sürekli terör kullanmayı yöntem olarak benimseyen bir strateji anlayışıdır.  Kısaca hükümetleri ve toplulukları tehdit eden, siyasi, dini ve ideolojik hedeflere yönelen kanunsuz şiddet eylemi olarak tanımlanabilir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu Madde 1– (Değişik birinci fıkra: 15/7/2003-4928/20 md.) terörü; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemler, (Mülga ikinci ve üçüncü fıkralar: 29/6/2006-5532/17 md.) şeklinde ifade etmiştir.

Aynı kanunun Madde 2’de terör suçlusu; “birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi” olarak tanımlanır. Yani “terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır” denmektedir. Bu tanımlamalara giren eylemler kime yarar sağlar? Bireylerin siyasi ve iktisadi menfaati mi yoksa kamunun faydası mı önceliklendirilmiştir?

İlginizi çekebilir!  Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2024 Tatbikatı Nefes Kesti

Millet Olma Bilincinin Önemi ve Sosyolojik Açıdan Yaklaşım

Oysa ülkemizin ihtiyacı olan Ziya Gökalp tarafından sosyolojik anlamda tanımlanan “milletin” anlamını özümsemek olmalıdır. Kısaca Gökalp “dilce, dince, ahlakça ve güzellik duygusu bakımından ortak olan, yani aynı terbiyeyi almış bireylerden ibaret bir topluluktur,” demiştir.  Atatürk de başta verilen Türk Milleti tarifini aynı sosyolojik olguyu kullanarak yapmıştır. Bugün bazı yerel yöneticiler konusunda yürütülen adli işlemleri mazeret kabul edip millet tanımını zedeleyen çağrılar yasaklanmış olsa bile felsefi açıdan bir kesim tarafından belki T.C. Anayasası başlık “B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı Madde 34 – (Değişik: 3/10/2001-4709/13 md.)” gereği hukuki görülebilir, ancak sevgili Alev Alatlı’nın deyişiyle “helal” değildir.

Türkiye’nin bugüne kadar karşı karşıya kaldığı tehditlerin ortak amacı millet olma duygusunu erozyona uğratmaktan ibarettir. Bu kesimler amaçlarına ulaşmak için şiddet dahil her yöntemi kullanmışlar ve hatta Türkiye’yi ortak düşman olarak gördükleri için dış güçlerle iş birliği yapmaktan dahi çekinmemişlerdir. Aşırı sol unsurlar, mevcut rejim yerine Marksist-Leninist bir düzen kurmak veya en azından bu ideolojiye yakın bir siyasi yapı kurmak, Yıkıcı/Bölücü unsurlar, ülkeyi parçalayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde ayrı bir devlet kurmak, aşırı sağ unsurlar ise, ırka dayalı bir devlet kurma amacı gütmektedirler. İlginç olan ideolojileri ve öğretileri değişse bile hepsinin ortak temaları olmasıdır. Bu temalar genel olarak;

Hak, adalet, eşitlik ve özgürlük

Emperyalizm, sömürü, geri kalmışlık

Dünya ve bölge barışı

Uydu devlet imajı

Milli, dini, tarihi değerlerin çağdışı olduğu

Batıl ve gayri milli yönetim

Etnik farklılıklar ve ayrı millet olma

Anadilde eğitim hakkı

Yerel yönetimlere özerklik talepleri, vb. konulardır.

Kamu Vicdanında Bilinçlenme ve Mücadele Yöntemleri

Fakat bu temalar maalesef arka planda başka gerçekleri örtmek için kullanılmaktadır. Asıl olan; belli bir grubu temsil ettiğini iddia edenlerin maddi çıkar ve siyasal rant elde etmeye çalışması, bölücü seçkinlerin kendi nüfuzlarını kaybetmemek ve varlıklarını meşrulaştırmak için sözde kutsallık atfedilen dava uğruna (ülke kurma) mücadele ettiklerini iddia etmeleri ve bir kısım aydınların da bilim dışı yıkıcılık konulu tezleri savunarak maddi çıkar sağlamalarıdır. Tüm bu karanlık ilişkiler ağını milletimize doğru ve kanıtlı izah edip öncelikle kamu vicdanında yargılanmalarını sağlamak zorundayız.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.