celalettin yavuz kapak 2025

Prof. Dr. Celalettin Yavuz Güvenlik Politikaları Uzmanı, 28 Şubat 2025

 

Soluklar 26 yıldır İmralı’da cezasını çekmekte olan PKK terör örgütü PKK’nın elebaşısı Öcalan diyeceklerini duymak için 27 Şubat 2025 akşamı saat 17.00’a kadar tutuldu. Üye sayısı 7’ye yükselen yeni İmralı Heyeti 27 Şubat 2025’te üçüncü kez İmralı’ya giderek Öcalan’la görüştü. Bu görüşme öncesinde terör örgütü elebaşıları ve destekçilerinin tutumları nasıldı, görüşme sonrası açıklanan Öcalan’ın mesajı neler içeriyor, neleri ima ediyor ve terör örgütü silahları bırakır mı, ya da hangi şartlarda bırakmalıdır gibi soruları da içeren bir analiz yapma ihtiyacı doğdu.

İmralı Heyeti’nin Görüşmeler Zinciri

Öcalan’la 29 Aralık 2024’te İmralı’da ilk görüşmeyi yaptıktan sonra yanlarına, yerine kayyum atanan Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk’ü de alarak DEM Partili milletvekillerinden Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan’dan oluşan üç kişilik “İmralı Heyeti”, Meclis’te MHP’den başlayarak, İYİ Parti dışındaki tüm siyasi partilerle görüştü, fikir alış verişinde bulundu. Daha doğrusu Öcalan’ın kamuoyuna da açıklanan 7 maddelik mesajı ile muhtemelen ima ettiği hususları da kapsayan üstü kapalı mesajları üzerinde görüşler gerçekleşti. Görüşülen tüm siyasi partiler, bu gelişmeyi genelde olumlu bulduklarını açıkladılar.

Siyasi partilerle görüşmenin ardından heyet, Edirne’deki HDP Eşbaşkanı Demirtaş’la 11 Ocak’ta, ayrıca da Kocaeli’deki Kandıra Cezaevi’ndeki bir diğer HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ile de görüştü. Özellikle ne söyleyeceği merak edilen ve Öcalan’dan sonra terör örgütü üzerinde ikinci derecede ağırlıklı olduğu ileri sürülen Demirtaş, “Şiddetin kalıcı şekilde son bulmasını arzuladıklarını” ve “Siyasetçiler olarak bizim rolümüz ve misyonumuz barış zeminini güçlendirmek, tarafları barış için cesaretlendirmek, barışçıl, sivil, siyasi mücadeleyi büyütmektir… (…) Sürecin ete kemiğe bürünebilmesi için güven verici somut adımların hızlıca atılması gerekiyor!” şeklindeki ifadeleri yanında Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Genel Başkanı Bahçeli ve CHP Genel Başkanı Özel’e teşekkür etmek suretiyle bu girişime destek verdi.

İmralı Heyeti ikinci tur görüşmelerine 24 Ocak’ta İmralı’da Öcalan’la başladı. Dönüşlerinde kamuoyunu aydınlatıcı yeni açıklamalar yapılmasa da, DEM Parti çevresinden duyulanlardan hareketle Öcalan’ın “Kişisel olarak nerede olduğumun önemi yok. Ama sürecin nihayete ermesi öngörülüyorsa tecrit kalkmalı!” şeklinde bir mesaj verdiği duyuruldu. Yani Hükümet’le DEM Parti arasında adı üzerinde henüz uzlaşılamayan bu yeni “sürecin” selameti için Öcalan’ın tercihi ve teklifi cezaevi gibi dışarıya kapalı bir ortamdan, serbestçe görüşmeler yapabileceği bir ortama (serbest bırakılma veya en azından Ankara bölgesinde ev hapsi vb) kavuşmak.

Anlaşılan o ki, Öcalan, heyetin Irak kuzeyindeki Barzani ve Talabani ekibiyle görüşmesini de istemiş. Muhtemelen Kandil’deki elebaşılar ya da temsilcileri ile PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD/YPG ile de görüşmelerinde ısrarcı olmuştur. Bu sebeple Şubat 2025 ortalarında Irak’ın kuzeyine geçen ve Pervin Buldan ile Sırrı Süreyya Önder’e ilaveten DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ile bazı milletvekilleri de dahil 7 kişilik bir heyet Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Lideri Mesut Barzani ve Başbakan Neçirvan Barzani ile görüştü. Daha sonra da Süleymaniye’de Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Bafıl Talabani ve Politbüro Üyesi Kubat Talabani ile görüşen heyet, bu görüşmeler hakkında kamuoyuna ayrıntılı bir açıklama yapmadı.

İkinci Tur Görüşmeler Sırasında ve Sonrasında Kandil, KCK ve DEM Parti’den Mesajlar

25 Şubat’ta DEM Parti Eşgenel Başkanı Bakırhan, “Kürt halkının önemli liderlerinden” diye söz ettiği Mesud Barzani’nin, Öcalan’ın bildireceği çözüm teklifine “güçlü bir destek” vereceğini ifadeyle, “Kürtler bir arada, birlikte. Bütün Kürt siyasetini ayrıştırma politikalarınıza rağmen Sayın Mesud Barzani ve Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki bütün siyasetçiler barıştan yana olduğunu!” sözlerine ekledi. Ve ayrıca “Ulusal birlik adına tarihi adımlar atıldı. Hewlêr’den Amed’e, Mardin’den Kobanî’ye ve Kirmanşah’a kadar bütün Kürtler ‘barışa hazırız’ diyor!” ifadeleriyle, Türkiye’nin beklentilerinin uzağında ve bölgedeki tüm Kürtleri kapsayan bir “milli birlik”ten söz etti. Oysa Cumhur İttifakı ısrarla “terörsüz Türkiye” demeyi sürdürmektedir.

Bakırhan, “Türk, Kürt, Azeri, Terekeme fark etmiyor çünkü bu halk artık barış istiyor. Bu halk adalet istiyor, özgürlük istiyor, kavga etmeden birlikte yaşamak istiyor!” ve “Dünyanın neresinde olursa olsun bir Kürt, Türk, Alevi nerede yaşıyorsa onlara ulaşmaya çalışıyoruz. Barışı anlatmaya çalışıyoruz!” şeklindeki ifadelerle konuyu “halkların savaşı”ndan, “halkların barışına” evrileceği yönünde algı yaratma çabası içerisindeydi.

İlginizi çekebilir!  MSB acı haberi duyurdu: Pençe-Kilit bölgesinde 9 şehit

Benzer bir yaklaşımı da KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat gösterdi. Öcalan’ın mesajının “görüntülü olmasını” istediklerinden hareketle, aksi halde inandırıcı olamayacağını ileri sürdü. Bir diğer isteği de Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması idi. Bakırhan da çağrının görüntülü olmasının tercih debebi olacağını belirtmişti. Kandil’deki elebaşıların yaklaşımı da “demokratikleşme” vurgusu yapılarak, tereddütlü ve temkinli bir şekildeydi.

Yani özetle her ne kadar Öcalan’ın çağrısına doğrudan karşı çıkan olmayacağı hissedilse de, hiç bir itiraz olmayacağı da beklenmemekteydi.

İmralı Heyeti’nin Üçüncü Tur Görüşmeleri ve Öcalan’dan ‘Silahları Bırakın!” Çağrısı

İkinci görüşmeler öncesi ve sonrasında ketum tutumu ile öne çıkan İmralı Heyeti’nin, üçüncü tur için İmralı’ya ne zaman gideceği beklenirken, bu gelişme 27 Şubat’ta yaşandı. Öcalan’la gerçekleştirilen üçüncü tur görüşmelerine Önder ve Buldan’ın yanı sıra bu kez Ahmet Türk, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol da katıldı.

Heyette, DEM Parti içerisinde konuyu “Türk-Kürt çatışması” gibi görmek isteyen ve nispeten Kandil’e daha yakın duruşu sergileyen DEM Parti Eş Genel Başkanları gibi, Öcalan’ın avukatları da yer almış, dolayısıyla Öcalan’ın mesajının bir baskı altında yazılmadığı bizzat bu “itirazcılar tarafından da görülmüştü.

DEM Parti’nin aynı gün İstanbul’da Elite World Hotel’deki “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı toplantısında okunan Öcalan’ın mesajının en önemli hususları şöyle idi:

Terör örgütünün “tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zemin” sebebiyle kurulduğunu, ancak “1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler”in de terör örgütünün varlığına ihtiyaç duyurmadığını ifade etmektedir.

Öcalan, “1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir. Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir!” ifadesiyle bir bakıma yanıldığını itiraf etse de, satır araları iyi okunduğunda bir “Türk-Kürt çatışması”nın varlığını da ima etmekten kaçınmamıştır.

Bu iddiasını da “Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır!” ile “Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür!” şeklindeki ifadeleriyle desteklemekte ve PKK’yı bir terör örgütü değil, demokratik kanalların açılmasını zorlayan bir sözde bir “Kürt hareketi” gibi tanımlamaya çalışmaktadır.

Mesajın sonunda ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye teşekkür ettikten sonra beklenen mesajını “Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir!” şeklinde bitirdi. Yani PKK’ya, “Artık silahla yapabileceğiniz bir şey kalmadı. Kongreyi toplayarak, örgütü feshedin ve silahları da bırakın!” diyerek, amasız ve fakatsız bir cümle kurdu.

Öcalan’ın kamuoyuna açıklananlar dışında mutlaka hem İmralı Heyeti vasıtasıyla, hem de MİT elemanları vasıtasıyla Hükümet’e de ilettiği “gizli” istek ve mesajlarının olması da mümkündür.

Şimdi top Kandil’deki PKK ve Avrupa’daki KCK yapılanmalarının elebaşılarında. Bu grupların karar vermeleri için yeteri kadar süre Ekim 2024 sonlarında Öcalan’ın yeğeni ile görüşmesi sonrası verdiği mesajlar ile özellikle de İmralı Heyeti’nin ilki 29 Aralık’ta gerçekleşen Öcalan ziyaretleri sonrasında kamuoyuna bildirilen ve bildirilmeyenlerle birlikte iletildiğinden, karar süreci için yeteri kadar süre tanınmıştır.

İlginizi çekebilir!  MİT'ten Irak’ta PKK'ya Nokta Operasyon

Anlaşılan o ki, İmralı Heyeti’ne Irak kuzeyindeki ziyaretleri sırasında sadece Barzani ve Talabani cephesinden değil, aynı zamanda Kandil’den de zamanla olgunlaşan ılımlı mesajlar da verilmiş olmalıdır.

Öcalan’ın Çağrısına İlk Tepkiler

Çağrısının ardından Öcalan’a övgüler dizilmeye başlandı ve bir zamanlar terörün sonlandırılmasını “cunta”nın istemediği yönünde mesnetsiz ve çirkin ifadeleri sarf edenler de oldu. Oysa onların “cunta” diye nitelediği dönemin TSK komutanları, PKK’yı köşeye sıkıştırmış, mevcut hükümet Avrupa ülkelerini PKK’nın uyuşturucu satışı yaptığına ikna ederek örgüte desteklerini kestirmiş ve örgütün ülkeyi terk etmesini sağlamıştı. İnsafı olanlar “Yiğidi öldür ama hakkını yeme!” şeklindeki Türk atasözünü azıcık hatırlamalıdırlar.

Öcalan’ın çağrısına ilk olumlu tepkiler Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Lideri Barzani ile Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor ve Almanya’dan geldi.

Analiz kaleme alındıktan sonra  Suriye’deki YPG’nin Basın İrtibat Merkezi Sorumlusu Siyamend Eli “Bu mesaj, bu savaşı durdurmaya dönük bir mesajdır. Demokrasi, barış ve diyalog yolu ile masada sorunu çözmeye yöneleceğiz. Önder Öcalan bu yolu bir kez daha önümüze koydu. Biz bu mesajda bu umudu görüyoruz. Özgür bir yaşama ulaşmak için Önder Öcalan’ın projesi önümüzdedir.” şeklindeki ifadesiyle pozitif yönde bir mesaj verir gibi görünürken, aslında sorunun terör değil, demokratikleşme ve halklar arası sorun olduğunu ima eder gibiydi. Suriye’de PYD Başkanlık Konseyi üyesi Salih Müslim de çağrıdan önce “Sayın Öcalan’ın ne söyleyeceğini bilmiyoruz ama halkların yararına bir şeyler söyleyeceğine eminiz. Kürt halkı ne denilirse denilsin buna uyacaktır!” şeklinde pozitif bir açıklamada bulunmuştu.

Yurt içinde CHP, Gelecek Partisi ve Deva Partisi pozitif açıklamalarla çözüme destek verdiler.

Sonuç

Hükümet “Terörsüz Türkiye” söylemine vurgu yaparken, DEM Parti ve Öcalan “Türkiye’nin demokratikleşmesine”, terör örgütü ve destekçilerinin bir kısmı da “Türk-Kürt ayrımı ortadan kalksın!” ifadesine vurgu yapmaktadır. Hatta DEM Parti Eşgenel Başkanı gibi bazı kişiler de “Ulusal birlik hareketi” söylemi yanında bir “Türk-Kürt barışı”na vurgu yapmaya özen göstermekte, Öcalan da olayı bir terör değil, demokratikleşmeyi arayan silahlı bir Kürt hareketi gibi göstermeye çalışmaktadır. Oysa Cumhur İttifakı, mevcut durumu bir “Kürt-Türk çatışması” olarak değil, kesinlikle “bölücü” bir terör sorunu gibi gördüğünü söylemeyi sürdürmektedir.

Analiz kaleme alındığı sırada henüz Kandil’den ve KCK’dan bir açıklama gelmedi. Irak ve Suriye’deki siyasi ve ekonomik konjonktür, Barzani ve Talabani gibi Iraklı Kürt gruplarının projeyi desteklemesine sebebiyet vermektedir. Türkiye de terör örgütünü bunaltacak derecede köşeye sıkıştırmış, eleman devşirilen bölgelerdeki aileler de suskunluklarını sona erdirmişlerdir. Küresel kabuk değiştirmenin ve tehdit önceliklerinin çok hızlı değiştiği çağımızda Avrupa ülkeleri de PKK’yı desteklemek yerine Türkiye’ye yakınlaşmaya başlamışlardır.

Ancak, Kandil ve KCK mesaja uyacağını beyan etse bile öncelikle terör örgütünün silahlarını ne yapacağı belirsizdir. Silah bırakmayı reddedecek bazı gruplar bir süre daha hayatiyetini sürdürmeye çalışabilir. Ancak bulabileceği destekler artık oldukça azalacağı için ömrü uzun olamayacaktır. Şayet ABD de Suriye’deki askerlerini çekecek olursa, o zaman Türkiye’nin terörle sıkıntıları bir çırpıda sona ermese de oldukça azalacaktır. Burada İsrail’in tutumu ve Trump’ı ikna edip edemeyeceği önem taşımaktadır.

Bu arada PKK silahları bıraktığını söylese de, şayet silahları Türkiye’ye teslim etmezse, bunları Suriye’deki PYD/YPG’ye de verebileceği de unutulmayarak önlenmeli ve örgüt tamamen lağvedilinceye kadar terörle silahlı mücadele sürdürülmelidir.

Tüm bu gelişmeler yaşandıktan sonra da Öcalan’a “umut hakkı” verilmesi dikkate alınırken, terörle mücadele şehitlerinin ailelerini üzecek taşkınlık ve toleranslardan da kaçınılmalıdır.

Oldukça temkinli yaklaşmaya çalıştığımız bu gelişmelerin sonunda gönülden istediğimiz “terörsüz Türkiye”nin gerçekleşmesi dileğiyle milletimize ve devletimize “Hayırlı olsun!” diyoruz.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.