
Prof. Dr. Celalettin Yavuz, Güvenlik Politikaları Uzmanı- 26 Mart 2025
23 Mart 2025 tarihli “İmamoğlu Olayının Faturası Kime Çıkar?” başlıklı analizde faturanın millet eve devlete çıktığı özetlenmişti. Özellikle de son yıllarda bir kısmı daha yoksullaşan dar gelirliler ile bir kısmı da konforlu sayılabilecek yaşamından oldukça uzaklaşan “orta direk”lere… Tabii ki ücretliler ve emekliler de en çok mağdur edilecekler arasında…
İmamoğlu Olayı Analizi Üzerine Geri Dönüşlerde Sağduyulu Yaklaşımlar
İmamoğlu olayı üzerine gerek World of Türkiye adlı e gazetemizdeki yorumlar kısmında, gerekse sosyal medya grupları üzerinden bugüne kadar almadığım sayıda geri dönüşler oldu. En azından kendi yazılarım için okur kitlemin ağırlıklı olarak Cumhur İttifakı, İyi Parti ve CHP’ye yakın kişiler olduğunu söyleyebilirim. Yani iktidar yanlısı da var, muhalefet de ve tarafsızlar da…
Bir kısmı özelden yazdığı için isimlerini veremeyeceğim sağduyu sahibi okurlarımdan, düzgünce ifade edilen geri dönüşlerinden bazı örnekler şöyledir:
Ankara’da bir devlet üniversitesinde görevli Prof. Dr. unvanlı bir akademisyen, “Değerli Celalettin Bey Hocam çok gerçekçi bir analiz olarak buldum. Zaten yaklaşımınızda asker ve bilim adamlığını birleştirmiş bir yapınız ve milli çıkarları önceleyen görüşleriniz var. Burada da objektif olarak onları gördüm kaleminize ve yüreğinize sağlık…” şeklinde cevap verdi.
Çanakkale bölgesindeki eğitim görevlerinden emekli milliyetçi eğilimli bir başka sağduyu sahibi ise şöyle cevap verdi. “CHP’nin Cumhurbaşkanı aday seçimini yanlış buluyorum. Ortada görünen bir seçim olmadığı halde bu gayretin sırf İmamoğlu’nu lanse etmek amaçlı olduğu kanaatindeyim. Mansur Bey de bunun yersiz olduğunu bir kaç kez söylemesine rağmen. İktidar ise 19 Mart eylemleri ile tabir caiz ise kendi ayaklarına sıktı. Muhalefetin dayanışmasına göre gündemi belirlemesine imkan verdi.
Ortaya çıkan ekonomik tablo iktidar için korkutucu oldu. Esas düşünceleri İmamoğlu’nu terörden tutuklayarak İBB’ye konmak. Tepkiler ve ekonomik yıkım nedeniyle tutuklama, yolsuzluk sebebine dönüştürüldü. Şişli ile yetinmek zorunda kaldılar. Dikkat ettiyseniz, İmamoğlu’nun tutuklanma sebebi açıklaması sonraya bırakıldı. Bunu Reis’e sormak ihtiyacı duydu mahkeme. Bütün bunlar olağanmış, siyasi değilmiş. Aklımızla dalga geçiyorlar. Farkında mısınız Yargıtay Başkanı, İmamoğlu’nun diploması ile ilgili soruya, ‘Sayın Cumhurbaşkanımız bilir!’ diye cevap verdi. Yargı, bağımsız öyle mi?”
Uzun yıllar Hatay’ın büyük ilçelerinden birinde bir kamu vakfının başkanlığını da yapmış, milliyetçi eğilimli bir diğer emekli eğitimci ise “Hocam tespitleriniz çok doğru, maalesef ekonomimiz güven vermiyor, siyaset te tam bir kutuplaşma var, kimse kimseye inanmıyor. Yiyen CHP, şikayet eden CHP li, yürüyen CHP’li. İktidar ve medyası inandıramıyor. Siyasette gidişat iyi değil!” şeklinde dönüş yaptı.
Bir diğer emekli eğitimcinin cevabı şöyledir: “Bir atasözü, ‘Atlar tepişir, çimler ezilir!’ der. Halk da siyasilerin yürürken ezdikleri çimler gibi. Yönetenler ellerinden gelse, kimsesiz köpekleri yok edenler gibi emeklileri de yok etmek istiyorlar diye düşünmeye başladık. Dünkü oylamaya yüz yaşını aşmış annelerin katılması, düşündürücüdür. Tahlil çok güzel. Teşekkürler.”
Bir diğer okur da olaya ekonomik açıdan yaklaşımla şöyle cevap verdi: “Sayın Hocam, görüşlerinize katılıyorum. İktidarın 22 yıldır yaptığı ötekileştirme yoluyla iktidarda kalma hareketi sanki bu olayda ters tepti gibi. Tabii 3 yıllık süre oldukça uzun. Acaba Sayın Erdoğan’ın iktidara uzanan yolculuğu İmamoğlu için de geçerli olur mu? Bu olay sonunda kimin kazandığını bilmem ama kaybedenin millet, özellikle dar gelirliler olduğunu biliyorum. Acaba enflasyona etkisi ne olur? İmamoğlu’na yapılan gözaltını bir gün önceden bilenler borsadan çıkıp altın, döviz vs aldılar mı? Bundan ne kadar kazandılar. Yeni vergi artışı ve kamu zamları yapılacak mı?”
Bir diğer okur ise analizimin objektifliğine vurgu yaparak şöyle cevap verdi: “Çok teşekkür ederim değerli Hocam. Uzun süreden beri ilk defa doğru dürüst, aklı başında ve siyasi hamaset içermeyen kıymetli bir değerlendirme… Kiralık kalemlere örnek olur inşaallah!”
Aslında yukarıdakilerden çok daha fazla dönüşler oldu ancak yazıya daha düzgün dökülen örnekler seçildi. Bu arada ayrıca telefonla da dönüp analizle aynı kanaati beslediğini ifade edenler oldu. Vaktiyle çok değerli hizmetlerde bulunan emekli müsteşar ve büyükelçilikten emekli biri ile bir KİT Genel Müdürlüğünden emekli olanlar gibi. Her ikisi de analizime tamamen katıldıklarını, Türkiye’nin en azından 75 milyar dolarlık kayıp yaşadığını dillendirdiler.
Ancak tüm bunlar içerisinde, en azından iktidar yanlısı olmadığını bildiğim, DPT müsteşarlığı da yapmış, ekonomiyi de bilen ve değerlendiren bir diğer okurumun şu cevabı aslında her şeyi daha iyi açıklamaya yetmektedir: “Anlamlı yazınız için teşekkür ederim hocam. Yumuşak bir üslupla çok şey söylemişsiniz. Anlayana tabii.
İmamoğlu’nun bir sonraki seçimlere daha en az iki yıl kala CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıkarılmasını şahsen ben de taktik ve stratejik olarak doğru bulmamıştım. CHP yönetimi bu konuya büyük zaman ayırdı ve enerji harcadı. Ben şahsen bu zaman ve enerjiyi iktidarın kötü yönetiminin, yaptığı büyük hataların ve yolsuzlukların halka çok daha iyi bir şekilde anlatacak bir seferberlik için harcanmasını tercih ederdim. Tabii bu benim yaklaşımım. Optimal olduğunu iddia etmiyorum. Ama kanaatim odur ki CHP yönetimi ekonominin bugün içinde bulunduğu durumun nedenlerini halka gerektiği ölçüde anlatamadı. Olayın bir yönü bu.
Olayın diğer yönü iktidarın tutumu ile ilgili. Tek kelimeyle baştan aşağı yanlış. Diploma konusunda durabilselerdi belki ülkeye ve ekonomiye bu kadar zarar verilmezdi. Tutuklama olayı bence kendi ayağına kurşun sıkmaktır. Sizin de vurguladığınız gibi zaten var olan kutuplaşmanın üzerine benzin dökmeye eşdeğerdir.
Son 3-4 günün Türk ekonomisine maliyeti yaklaşık 70 milyar doları bulmuştur. Bu maliyet önümüzdeki günler ve haftalar içinde büyük bir olasılıkla daha da artacaktır. Çünkü toplumda adalete güven kalmamıştır. Güven olmayınca ekonomide ne yapsanız dikiş tutmaz. Mehmet Şimşek’in 18 aylık çabası boşa gitmiştir. Mevcut siyasi yönetimle yabancı sermaye Türkiye’ye gelmez. Olan da kaçar. İktidarın bir an önce gerilimi azaltıcı yönde çaba göstermesi şarttır. Yoksa işler daha da karışabilir.
Son olarak son bir haftanın olayları Türkiye’nin imajına müthiş bir darbe vurmuştur. Batı medyasında Türkiye resmen oligarşik bir otokrasi olarak ilan edilmiştir. Gerçekten üzücü. (…) Şahsen bugün Mehmet Şimşek’in yerinde olmak istemem!”
Bu geri dönüşlere göre sağduyu sahibi vatandaşlar İmamoğlu’nun tutuklanması olayında faturanın Türkiye’ye, dar gelirli vatandaşa ve aynı iktidarın bozmuş olduğu ekonomiyi düzeltmeye çalışan ekonomi yönetimine çıktığında hemfikirdir. Ayrıca kutuplaşmanın yanlışlığına da dikkat çekmektedirler.
İmamoğlu’nun Tutuklanma Olayını İrdeleyelim
Burada akla gelen ilk soru; “İmamoğlu’nun tutuklama emrini kim verdi?” şeklindedir. Olaylar büyüyerek ekonomiye ciddi bir darbe vurduğunda iktidar; “Bu olay bir Ak Parti – CHP olayı değil, CHP ile Yargı arasındaki bir olaydır!” demektedir. CHP ise ısrarla İmamoğlu’nun tutuklanmasını, tamamen siyasi bir komplo olarak ileri sürmektedir. Zira CHP tarafından İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanı adayı” ilan edileceği gün tutuklama yapılmıştır. Bu sebeple artık olaya “19 Mart Darbesi” adını bile koymuşlardır.
Burada CHP’ye göre, müstakbel cumhurbaşkanı adaylarının siyasetten silinmesi için düğmeye Külliye’den gelen emirle basılmıştır. Bu husus doğru mu değil mi, bugünden söylemek pek mümkün değildir. Ancak Cumhurbaşkanlığı sistemi ile birlikte Türkiye’de yürütmenin iyiden iyiye merkezileştiği, adeta Cumhurbaşkanlığına, hatta bizzat Cumhurbaşkanına bağlı hale geldiği pek çok uygulamada görülebilmektedir.
Eğer emir Külliye’den verilmişse, tıpkı Ekim 2021’de uygulanmaya başlanan “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur!” şeklindeki gibi Türk ekonomisine vurulabilecek olan ikinci büyük darbenin görülememiş olması nasıl izah edilebilir? Şayet görülmesine rağmen böyle yapılmışsa, bu keyfiliklerin sonucunda giderek yoksullaşan millete yazık değil mi?
Buna ilaveten ülkenin her yerinde çıkan gösteriler, yaralanmalar ve tutuklamalar için sadece CHP’nin suçlu olduğu ileri sürülebilir mi?
Öte yandan, diyelim ki emir Külliye’den gelmedi. O halde bakan yardımcılığına bile atanmış bir savcının, olayların bu noktaya kadar köpüreceğini bilmemesi mümkün olabilir mi? Bunu göremedi ise, bakan yardımcılığına liyakat ve ehliyeti sonucu getirilmiş olup olmadığı sorgulanamaz mı?
Benzer şekilde, özellikle iktidar yanlısı medyada savcılığın suçlamaları takır takır sayılıyor. Gizli tanıklardan bahsediliyor. İşin içine gizli tanık girince Türk Silahlı Kuvvetlerinin en güzide komutan ve subaylarını harcamak maksadıyla FETÖ’cülerle düzenlenen ve ne yazık ki iktidar medyası tarafından da desteklenen, Cumhuriyet’in en acımasız davaları akla geldi. O dönemdeki gizli tanıklar içerisinde iş güç sahibi ve eli yüzü düzgün bir kişi bile çıkmamıştı.
Soruşturma sırasında bile İmamoğlu, iktidar medyasınca henüz suçu mahkemece sabit görünmeden, sırf iddialar üzerinden yerin dibine batırıldı. Muhalefet tarafından da soruşturmanın gerekçelerine hiç bir şekilde değinilmeden kahramanlaştırıldı. Yani taban tabana zıt bir görünüm, taban tabana bir kutuplaşma!
Öte yandan insan “bu nasıl soruşturma?” demek zorunda da kalıyor. Masuniyet karinesi için en azından yargılanması tamamlanmalıdır. Savcılığın istediği cezalarla hakimlerin verdiği kararlar arasında uçurumlar olduğu pek çok kez görülmüştür.
Yeri gelmişken burada bir hususa daha değinilecektir. 23 Mart Pazar günü İstanbul’da CHP’nin aday yoklamasına katılanlara yapılan saldırıları da bir kenara koyamayız. Hele içlerinde, Deniz Harp Akademisi’nde birlikte okuduğumuz, dünya beyefendisi, 75-76 yaşındaki emekli Deniz Pilot Kurmay Albay Emin Erol’un iktidar yanlısı üç kişi tarafından darp edilmesi ve yoğun bakıma kaldırılması kabul edilebilir değildir. Buradan sayın büyüğüme bir kez daha acil şifalar diliyorum. Ne yazık ki benzer şeyler genç kızlara bile yapılmış. Bu ne çirkin bir hazımsızlıktır anlayabilmek mümkün değil!
İktidar ve Muhalefet Yanlısı Trollerin Halkı Kışkırtan Yanlışları
Olayın patlak verdiği günden itibaren iktidarın çok sayıdaki Tv kanalları (ve yazılı basın) ile çok daha az sayıdaki CHP medyasında adeta troller yarışı vardı.
İktidara yakın Tv kanallarında bir kaç kişi var, sürekli kanal kanal hemen her konuda “otorite” imişçesine konuşuyorlar. Akademisyenliği yok, uzmanlığı tartışılır bu kişiler bir bakıyorsunuz Türkiye-ABD ilişkileri üzerine, bir bakıyorsunuz Rusya-Ukrayna savaşı üzerine, bir bakıyorsunuz terör veya terörün tasfiyesi üzerine, bir bakıyorsunuz iç siyaset üzerine, hukukçu olmadığı halde uluslararası hukuk veya İmamoğlu olayında olduğu gibi İdari Hukuk ve Ceza Hukuku üzerine ahkam kesiyorlar.
İmamoğlu soruşturmaya alındığı zaman ne teröristliği kaldı, ne de teröre amansız destek verdiği. Oysa terör sebebiyle tutuklanmadı. Peki bu trollerin, olay yargıya intikal ettiği halde İmamoğlu’na isnat ettikleri suçlar ne oldu? En azından aynı trol kanallarında “Yanılmışız, özür dileriz!” diyebilme erdemini gösterebildiler mi?
Benzer şey muhalefet kanallarında da öyle. İçlerinde sayıp söven milletvekilleri de dahil, belli bir grup var. Bunlar da Erdoğan aşağı, Erdoğan yukarı diyerek başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidara her türlü eleştiriyi getiriyorlar. İlginçtir ki, doğru yapılan icraatlar bile eleştiriden nasibini alıyor.
Burada özellikle iktidarın muhalefete çuvaldızı batırırken, en azından iğneyi de kendisine batırması beklenir. Ancak bunu görebilmek, bu troller sebebiyle objektif olabilmek de mümkün değil. Bizler gibi dünyadaki gelişmeleri izleyen ve milli konularda objektif olmaya özen gösteren az sayıdaki “kelaynak kuşları” artık her konuda “otorite” olan ve yandaşı oldukları iktidar veya muhalefetin yandaşlığını her şeyin üzerinde tutan trolleri izlemeye dayanamıyorlar. Diğerleri mi? Ne yazık ki fanatiklerin dışındaki vatandaşların çoğu da troller yerine, son yıllarda denetimden uzak olduğu anlaşılan ve “kimin eli kimin cebinde belli olmayan!” yerli dizilere sarmış durumdalar…
Sonuç
Ne yazık ki olaylar 25 Mart günü de artarak devam etti. Dileriz bundan sonra yatışır. İstanbul’da gösteri yasağı konması bu olayları daha da köpürtmüş gibi. Türkiye bir sınavdan geçiyor. Bu sınavdan yüz akı ile çıkabilmek için iktidar da muhalefet de azıcık da olsa “aksakallılarına” danışmalı. 27 Mayıs’tan, 12 Mart’tan, 12 Eylül’den dersler çıkartmalı. Kimseye hayrı olmayan kutuplaşma ve kutuplaşmayı körüklemek sadece millete, devlete ve milli servete zarar verir.
Devir birbirine ver yansın etme, suçu karşı tarafa yıkma değil, bu kutuplaşmadan nasıl kurtulabiliriz üzerine olmalıdır. Burada da en büyük görev “Önce milletim ve devletim, sonra kendi partim!” diyebilecek bir iktidara düşmektedir.
İktidar ve muhalefet, olayların ülke ekonomisine daha büyük hasarlar vermesini istemiyorlarsa, kendi medyalarında “her konuda otorite” olan trollerini de susturmalıdır. Trolcüler içerisinde azıcık milli (ulusal) duygusu kalanlar varsa, “Önce kendim ve siyasi partim!” yerine, “Milletime ve ülkeme karşı sorumluluklarım siyasi görüşlerimin önündedir!” diyebilmelidir.
Ne yazık ki demokrasi yolunda emeklemiyoruz ama, koşmadığımız da bir gerçek. Her bir kişinin kendi hür iradesiyle bir siyasi görüşü benimsemesinin normal olduğunu idrak etmek için daha kaç 10 yıllar bekleyeceğiz?
Siyaseti zor kullanarak, yalan ve dolanla halkı galeyana getirerek değil, ikna ve uygulamayla göstermeyi ne zaman öğreneceğiz?
Aynı görüşte olmayanlara “yobaz, kafatasçı vs” demeyeceğimiz gibi “Sorosçu, NATO’cu, Vesayetçi vb” gibi yaftalar takmayı ne zaman bırakacağız?
Türkiye’de hemen tüm belediyelerde “yolsuzluk” konusunda bazı soruşturmalar vardır. Bunlar Sayıştay denetiminden de geçmektedirler. Denetim sırasında ve sonrasında ise bir çok olayın örtbas edildiği yönünde genel bir algı da mevcuttur. Devlet; il merkezleri, ilçeler ve beldelerde çift başlıdır. Belediye başkanları ne yazık ki “seçildiği” için kendisini sınırsız yetkilere haiz sanabilmektedir. Şahsi kanaatim, Türkiye’deki kamu açıklarının en önemli kaybı belediyeler üzerinden olmaktadır. Keşke “Nereden buldun Kanunu” kaldırılmasaydı…
Not: Yorumlarını yazan ve telefonla bildiren sağduyu sahibi okurlarıma teşekkür ederim.
Keşke o sağduyu hakim olsa, ben o sağduyunun gelmeyeceğini varsayan pesimist bir görüşe sahibim ne yazık ki.
Çünkü benim belediyem AK, seninki KARA mantığı beni o öngörüye sevk ediyor
Maalesef öyle Nizar Bey…
Ne şiş yansın ne kebap tarzı bir analiz. Oysa satır arasında İmamoğlu olayının nereden düğmeye basıldığının gün gibi aşikar olduğu halde bu konunun gözardı edildiği için sonuçta iktidar güzellemesi sonucu rahatlıkla anlaşılıyor.
Ahmet Bey, bu sizin görüşünüz. Şimdi sizden 180 derece farklı birinin görüşünü veriyorum:
“Değerli hocam hem bu yazı hemde bir önceki gerçekten dünyadan bir haber bir gazetecinin yazacağı şeyler. Türkiye ve dünya konjektörünü bilmediğini son 2 yazı ile ilan etmişin.
Türkiye 15 Temmuz ile dünyaya neyi ilan ettiyse onun gereğini başarı ile yapıyor.
15 temmuzda ne oldu. Türkiyedeki Küresel Takıma savaş açıldı.
Yok ülkenin 70 milyar milyarı gitmiş. Beka meselesi kardeşim. İsterse 700 milyarı gitsin.
CHP içindeki Küreselci k……. temizlemenin maliyetinin önemi yok. Neler saçmalıyorsun değerli hocam.”
Sanıyorum sağduyu sahibi insanların canını oldukça sıkan “kutuplaşma”dan ne kast ettiğimi şimdi daha iyi anlarsınız.
Muhteşem tespitler için sağolun varolun.
Ancak, “Dolu başak, eğik olur. ” Tevazu baş tacıdır. Tam da dolu başak gibi başı eğer. Edebali’nin tavsiyesi asla gözardı edilmemelidir. Yönetenler, yeni nesillere çirkin, hakaretamız sözlerle kötü örnek olmamalıdırlar.
“İleri toplumlar, birleştirilerek; geri toplumlar ayrıştırılarak yönetilir. ” Sözü unutulmamalı ve konuğumuzu belirleme liyiz.
Teşekkürler Ağam. Kutuplastirilarak ve ayristirilarak yonetilmeyi istemiyoruz.
Bu olaydaki tespit edebildiğim en net tez;
“Rakip sebep, Hırs ve intikam Sonuç!”tur.
Tezin sahibi de bellidir.
Başlatan da bitirecek olan da tek kişidir.
Maalesef gerekli önsezi, anlayış, feraset, vicdan ve sağduyu iktidarın da muhalefetin de başındakilerde hiç olmadığı görülmektedir.
Ülkem ve milletim adına çok acı…
Kıymetli hocam bahse konu tüm iddialar konusunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sayıştay denetiminden geçmiştir.
Burada kanaatimce sorulması gereken asıl soru; bu sayıştay denetçileri bunları tesbit ettiği halde görmezden mi gelmiştir. Yada bu denetçiler yeterlilik sahibi değiller mi?
Keza bu konuda idari bir soruşturma olmadan, adli bir soruşturma başlaması ve tutuklamaya evrilmiştir.
Oluşan durumda İstanbul Büyükşehir Beylediyesinde inceleme yapmış olan tüm Sayıştay Görevlilerinin de eş zamanlı olarak görev imhali nedeniyle açığa alınmaları gerekmez miydi?
Saygılarımla.
Sedat Bey, olayın hukuki ve idari hususları nasil olsa ortaya çıkacak. Özellikle dikkat çekmek istediğim konu, zamanlamanin yanlışlığı. Zira faturasi cok agir oldu. Öte yandan Fevzi Hocanın yazdığı gibi, neden hala ayristirilarak ve kutuplastirilarak yonetilelim?
Saygıdeğer Celalettin Hocam,
İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla ilgili yazdığınız yazınız, oldukça sağduyulu ve detaylı bir bakış açısı sunuyor. Bu tür olayların toplum üzerinde yaratabileceği etkileri dikkate alarak, özellikle sosyal sınıflar arasındaki dinamikleri çok iyi bir şekilde analiz etmişsiniz. Farklı siyasi partilerin destekçilerinden oluşan çeşitli okuyuculardan gelen geri bildirimleri kabul ederek analizde dengeli bir yaklaşımın altını çizmişsiniz. Bu, duyguların tepkiyi dikte etmesine izin vermek yerine, bu tür karmaşık konulara sakin ve mantıklı bir yaklaşım benimsemenin önemini vurgulamışsınız. İfade ettiğiniz gibi “Önce milletim ve devletim, sonra kendi partim!” diyebilmemizi dilerim. Teşekkürler.
Saygılarımla.
Canfidan Hanım, yazılarıma gosterdiginiz ilgi ve iltifat için teşekkür ederim. Yazılarımı ve konuşmalarımı gruplarinizla paylaşırsanız memnun olurum.
Değerli Komutanım,
Sayın Hocam;
Sizi, beğeni ile takip eden bir okur olarak, bu yazınızı da takdir etmek benim haddim değil, ancak sizin gibi “kutuplaşmayı tehlikeli bir milli güvenlik sorunu” olarak gören biri olarak, bu ve bir önceki değerlendirmeniz için müteşekkirim. Temennim ve duam; sizin gibi kendi ikbalinden önce devletimizin ve milletimizin istiklal ve istikbalini düşünen, donanımlı, basiret ve ferasetli akil insanları (dünyadaki gelişmeleri izleyen ve milli konularda objektif olmaya özen gösteren az sayıdaki “kelaynak kuşları” nı) bihakkın yerine getireceği ‘başdanışmanlık’ ve benzeri makamlarda görebilmek… Selam ve saygılarımla.
Hakan Bey, size de latif iltifatiniz için teşekkür ederim. Lütfen yazılarımı gruplarinizla da paylasiniz.