
Prof. Dr. Celalettin Yavuz, Güvenlik Politikaları Uzmanı – 24 Mart 2025
71 yaşındayım ve kendimi bildim bileli Türkiye’nin istikrarsızlığı ha bugün, ha yarın bitecek diye bekliyorum. 2002 yılından beri “tek başına” iktidarda olan AK Parti döneminde bile bu istikrar bir türlü sağlanamadı. Hatta özellikle “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur!” şeklindeki ekonomi politikasının uygulanmaya başladığı Ekim 2021’den bu yana daha da arttı. Son olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla en azından yurt içinde şiddetli bir deprem yaşamış gibi olunca konuya hukuki yönünden çok ekonomik, asayiş ve siyasi yönden bakmaya çalıştık.
Türkiye Neden Almanya, İngiltere, Fransa, İsveç Gibi İstikrarlı Olamıyor?
Türkiye’de 45 yılı aşkındır süren PKK terör örgütü, ABD’nin Irak’a müdahaleleri sonrası bölgede peydahlanan yeni terör örgütleri ve belalar, hükümet ortağı iken FETÖ adıyla terör örgütüne dönüşen Gülen Cemaati, zaman zaman Türk-Yunan sorunları, hatta Karadeniz’de ortaya çıkan Rusya-Ukrayna savaşı gibi olaylar istikrarı olumsuz yönde etkilediler.
Her nedense bu olaylardan Rusya-Ukrayna savaşından, Rusya’nın en önemli enerji tedarikçisi olan Almanya başta olmak üzere çok daha maliyetli enerji hammaddesi satın alan Avrupa ülkelerinde her nedense ayyuka çıkan istikrarsızlıklara rastlanmadı. Almanya’da radikal AfD partisi oylarını yükseltirken, radikalleşen dünyaya paralel olarak bazı Avrupa ülkelerinde yabancı düşmanlığı artış yaşadı.
Bu ülkeleri yazınca belki de dünyayı tanımaktan yoksun olanlar bizi “Batı hayranı” diye yaftalayacaklardır. Bu beğenmediğimiz ülkelerde, pandeminin en şiddetli olduğu dönemde bile yıllık enflasyon %5’i görmedi. Gelinen günde %2-3 arasında. Yani Türkiye’nin aylık enflasyonundan bile daha düşük.
Bu ülkelerde bir sabah kalktığında veya akşam vakti ansızın para değeri %1 oranında bile değişmez. Oysa 20 Mart 2025 günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tutuklanınca adeta yer yerinden oynadı. Borsa allak bullak oldu. İki gün üst üste borsada işlem donduruldu. Döviz kurları %8-10 arasında dalgalandı. Eğer doğru ise Mehmet Şimşek yönetimindeki ekonomi heyetinin, ekonomiyi düzeltmek maksadıyla ücretliler ve emeklilerin maaşlarından keserek biriktirmeye çalıştıkları döviz rezervinden 8-10 milyar dolarlık satış gerçekleşmiş. Bu tür bir istikrarsızlığı “çöküyor”, “batıyor” denilen Avrupa’da gören, duyan var mı?
Almanya altyapı ve savunma sanayii için 800 milyar avroya kadar borçlanmak için parlamentosundan (Bundestag) karar çıkardı. Buna rağmen AB’nin ortak para birimi avroda hiçbir kıpırdama gerçekleşmedi. Acaba biz yüklü bir şekilde borçlanmaya kalksak TL ne olurdu?
Maliye Bakanı Şimşek ısrarla TL’ye geçilmesini, hatta altın bile satın alınmamasını istemişken, İmamoğlu olayı ile halkın tam tersini yapması nasıl tanımlanabilir? Ya da daha önce Bakanın sözlerini dinlemiş olan vatandaş, bundan böyle bakanın hangi sözüne inanacaktır? Zira 2001 ekonomik krizi yaşanmadan önce de dönemin Maliye Bakanının benzer bir söylemde bulunduğunu, o günleri yaşayanlar hala unutamadık.
Bugün yaşananlarda bir diğer dikkat çekici husus da şudur: Acaba Bakan Şimşek yurt dışından Türkiye’ye çekmeye çalıştığı ülkelerin işadamlarına “istikrarlıyız, Türkiye’ye gelip yatırım yapın!” diyebilecek midir? Dese bile kimi inandırabilecek ve ikna edebilecektir?
Ne yazık ki fatura gene ücretlilere ve emeklilere çıkmıştır.
İmamoğlu Olayında Önce CHP, Ardından İktidar mı Stratejik Hata Yaptı?
Okurlarımın yakından izlediği üzere, terör dışında yurtiçiyle ilgili konulara pek girmem. Güvenlik politikaları ağırlıklı uluslararası konular ve biraz da tarihi konuları yazmaya, mümkün olduğunca da analiz etmeye çalışırım. Bugünkü konu ister istemez siyasi de olabilecektir. Ancak bu konuda bile olaya kendi siyasi tercihim açısından değil, “kutuplaşmayı tehlikeli bir milli güvenlik sorunu” olarak gören biri olarak yaklaşmaya çalışacağım.
Öncelikle henüz gündemde Cumhurbaşkanlığı seçimleri yok iken Anamuhalefet Partisi CHP, neden Cumhurbaşkanlığı adayı için önseçim kararı aldı? Üstelik bir önceki Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve kamuoyu yoklamalarında en güçlü adaylar arasında görünen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş tarafından bu önseçimin zamansız olduğu söylenmesine rağmen.
Hele de Yavaş’ın “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görevimle ilgili sorunları gidermek mecburiyetindeyim. Zamanı geldiğinde kendi siyasi partim isterse Cumhurbaşkanı adayı olurum!” dedikten sonra, İmamoğlu’nun tek başına adaylığının kamuoyu nezdinde kabul edilebilirliği oldukça hasar görmüştü.
Zira dünyanın en büyük metropollerinden İstanbul’un da çözülmesi gereken pek çok sorunu vardı. CHP içerisinde bölünmelere sebebiyet veren bu gelişme, başta CHP Genel Başkanı Özgür Özel olmak üzere, CHP’nin fahiş bir stratejik hatası gibi görünüyordu.
Ancak İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla ibre 180 derece tersine döndü. Cumhur İttifakının liderleri her ne kadar kamuoyuna duyurularında CHP’ye “Türk Hukukuna güvensinler!” şeklinde tavsiyelerde bulunsalar da, gelişmeler farklı algılandı. Her şeyden önce bu olay CHP’yi kenetlediği gibi, muhalefetteki diğer siyasi partilerin (İYİ Parti, Gelecek Partisi, DEM, Deva vb) de CHP etrafında bir araya gelmesine sebebiyet verdi.
İmamoğlu’nun tutuklanması olayında iktidarın “yönlendirmesi” var mı bilinmiyor. Ancak, kaçma şüphesi olduğu oldukça tartışmalı ve bilinen bir şahsiyetin tutuklanması üzerine Cumhur İttifakı destekçilerinden bile tepkiler doğdu. Eğer iktidarın bu şekilde bir tasarrufu oldu ise, son derece yanlış bir strateji izlenmiş olduğu açıkça görülebilmektedir.
Ekonomik, siyasi ve hukuki boyutu oldukça köpüren bu olayın savcısı, acaba İmamoğlu’nu hafta içerisinde değil de cuma akşamı sorguya alsaydı, olay en azından ekonomik boyutuyla bu kadar çalkantılı olabilir miydi? Ya da iktidar, bu gelişmeleri önceden kestirerek bu şekilde bir formül düşünemez miydi?
23 Mart akşamı itibariyle görünen o ki, İmamoğlu’nun tutuklanması olayı pek de iktidarın lehine gelişmemiş gibi. Bu arada Türkiye’de “Mazlum” haline getirilenlerin daha sonra ikbal sahibi haline getirildikleri de hatırlanırsa bu gelişme sonunda kim kazançlı çıktı dersiniz?
İmamoğlu’nun Hukuki İşlemleri Devam Ederken TV Kanallarında Farklı İddialar
İktidar yanlısı medya, henüz olayın hukuki boyutu bile tamamlanmamışken İmamoğlu’nu pek çok sebeple suçluyorlar. TV kanallarında olayın “hukuki” uzmanı olsun olmasın yorumcular tarafından, İmamoğlu “Vur abalıya!” denilerek adeta linç ediliyor.
Muhalefetin az sayıdaki medya kaynakları da iktidar medyasının tam aksine, İmamoğlu’nu “Kahraman” gibi gösterip, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Yasama, Yargı ve Yürütmeyi tek elinde toplamakla” suçluyorlar. Hatta 23 Mart Pazar günü CHP’nin cumhurbaşkanı aday belirleme önseçiminde “tek aday” İmamoğlu için oylamaya gidenler, o bölgeyi şölen yerine çeviriyorlar.
İki taraf da, “mahkemeye düşen” ve “mahkemeyi etkilememe” ilkesi gereği olay konusunda yorum yapmamaları gerekirken, alabildiğine köpürterek sürdürüyorlar.
Bu gelişme üzerine merhum Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la ilgili akıl almaz suçlama hatırlandı. 9 Kasım 2005’te Hakkari ili Şemdinli ilçesinde, eski PKK teröristlerinden Sefer Yılmaz’a ait Umut Kitabevi bombalanmış ve bir kişi ölmüştü. Daha sonra FETÖ oyunu olduğu anlaşılan bu olayda, bölgede bulunan görevlilerden Jandarma Astsubayı Ali Kaya dahil üç kişi “fail” olarak suçlanmış, Ali Kaya için o dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan Büyükanıt “Tanırım, iyi çocuktur!” dediğinde, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı olan medya ve çevrelerce “adli yargıyı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla karşı karşıya kalmış, savcılıktan Genelkurmay Başkanlığı’na yazı dahi gönderilmişti.
Acaba yargı makamı iktidar yanlısı ve muhalefet medyasından kimler için “adli yargıyı etkileme” suçundan soruşturma açacak?
Sonuç
Demokrasi denemesine ilk kez 1876 yılında ilk Kanuni Esasi (Anayasa) ve Osmanlı Meclis-i Mebusanı (Meclis) ile başladık. Aradan neredeyse 150 yıl geçti ama hala demokrasiyi içselleştiremedik. Bu tür bir olayı anlayabilmek için, demokrasinin en azından kendi vatandaşlarına karşı düzgün uygulandığı Avrupa ülkelerindeki örneklere bile bakmayı beceremedik. Çünkü demokrasi anlayışımızın da onlardan daha iyi olduğu kanaatindeyiz!
Bir ülkeyi eğer birbirine düşürmek isterseniz, bu tip olaydan daha etkili ne yapılabilir bilemiyorum. Ne yazık ki akıl almaz bir kutuplaşma giderek kabarıyor. Şöyle bir etrafımıza bakalım. Türkiye’deki kutuplaşmanın ayyuka çıkması hangi ülke ya da ülkelerin işine gelir?
Bizim gibi sayısı oldukça azalan “Kelaynak kuşları”, istediğimiz kadar kutuplaşmanın sonuçlarının hayra yorulamayacağını söyleyelim. Ne dinleyen var, ne de uygulayan! Çünkü “seçilenler” her zaman her şeyin en iyisini biliyorlar.
Ücretliler ve “Bayram harçlığı” bekleyen emekliler, keşke olmasa demek istesem de, arzu etmesem de bu olayla birlikte ücretlerinizde ve harçlığınızda %5-10 arası erimenin mukadder olacağını söyleyeceğim…
Değerli Celalettin bey hocam çok gerçekçi bir analiz olarak buldum. Zaten yaklaşımınızda asker ve bilim adamlığını birleştirmiş bir yapınız ve milli çıkarları önceleyen görüşleriniz var. Burada da objektif olarak onları gördüm kaleminize ve yüreğinize sağlık…
Abdülkadir Hocam. Elbet herkes gibi benim de bir siyasi görüşüm ve tarafı olduğum siyasi parti var. Ancak hiç bir siyasi parti milletimizin önüne geçemez. Değerli dönüşünüz için teşekkür ederim.
Hocam tesbitleriniz çok doğru, maalesef ekonomimiz güven vermiyor, siyaset te tam bir kutuplaşma var,kimse kimseye inanmıyor.
Yiyen CHP, şikayet eden CHP li,yürüyen CHP li.iktidar ve medyası inandıramıyor.
Siyasette gidişat iyi değil.
İktidar medyası, iktidar karşıtı her ne varsa yaylım ateşine tutuyor. Muhalefet de iktidarın iyi ya da kötü bildiği her şeyi. Tv izleyemez olduk. Bu olya da adli yargıya sevk edildi. Sevk şekli yanlış olabilir. Ancak iktidar yanlısı medya İmamoğlu’nu neredeyse dar ağacına gönderecek. Üstelik içlerinde hukukçu olmayan ve sırf iktidara yaranmak için konuşanlar var. Muhalefet de hiç bir taksiratı olmadığından çok, olayın iktidarın komplosu olduğunda ısrarcı. Tipik ve iflah olmaz bir kutuplaşma maalesef…
Abim en önemli konu ayrışmamz Bunuda iktıdar veyandaları en başta reişleri.hapıyor .Bizim düşmana ihtiyacımız ÿkm ve maalesef yıkıma doğru gidiyoruz ve bizim getiemsdiğimiz demokrasiyi birilerşnin getirmesini bekleyeceğizüzgünü çom üzgünüm..
Demokrasi kolya yenen bir lokma değildir. Hazmedebilmek için iyi çiğnemek gerekir. Enseyi karartma, demokrasiyi içselleştiren ülkeler de kolayca hazmedememişlerdi…
Bir atasözü, “Atlar tepişir, eşekler ölür! ” Der.
Halk da siyasilerin yürürken ezdikleri karıncalar gibi. Yönetenler, ellerinden gelse, kimsesiz köpekleri yok edenler gibi emeklileri yok etmek isterler diye düşünmeye başladık.
Dünkü oylamaya yüz yaşını aşmış annelerin katılması, düşündürücüdür.
Tahlil çok güzel. Teşekkürler.
Eyvallah ağam.
Ben,bir bilim veya medya,siyaset mensubu değilim. Bu sebeple soğuk kanlı-akademik analizler yapacak sabrım,yok!..
Yazınızı,-ÖMER- DİYECEĞİNİZİ ANLAMAMA yetecek kadar okudum!..
Sevdiğim sözlerden biridir; DUDAĞININ BÜZÜLMESİNDEN,-ÖMER-DİYECEĞİNİ ANLADIM!..
Türkiye TÜRKLERİ,ATATÜRK’ÜN,15 YILLIK YÖNETİMİNDE İKEN,hızlı bir şekilde,millet olmaya ve modernleşmeye başlamıştı.Lakin; İnönünün,1944 yılından itibaren ABD’ye yamanıp önce,Hasan Ali Yüceli milli eğitim bakanlığından alarak,KÖY ENSTİTÜLERİNİ budaması ile Türkiye,ortaçağ karanlığına doğru,batmaya başlamıştır!..Hele de 1945 yılında,iyice anlaşılmıştır ki; TÜRKİYE,Abd’nin mandası altındadır!..
Stalinin,Türkiyeden istekleri iddiası, Sovyet arşivlerinde,bulunamamıştır!..
Nato üyesi olmakla da Türkiye,tam bir ABD müstemlekesine dönüşmüştür!
Türkiyenin üst düzey asker ve sivil memurları ile siyasetçilerini,hep ABD,belirler olmuştur. Bu yüzden de Ordunun yönetim kademesi,Türkiye üniformalı ama,ABD emrine girmiştir!
Lütfen; korg.emeklisi ,MİT müsteşarı,Fuat Doğuyu hatırlayın!..
ECEVİT,1964 yılında,İnönünün yapamadığını,1974 yılında,yaparak Kıbrısta,ulusal onurumuzu korumuştur. Korumuştur da SOLCULUK VE İSKANDİNAV SEVDASI yüzünden,en sonunda,Havier Solananın kucağında,TÜKÜRDÜĞÜNÜ YALAMIŞTIR!..Bu tabirimi, üzülerek yazıyorum!..
1945 yılından beri Türkiyenin, nasıl ABD VE İNGİLİZ BESLEMELİ tarikatlara teslim edildiğini umarım; birgün araştırır-yazarsınız!..
Türkiyede görev yapmış ve Türkiye ile ilgili bir çok ajan-diplomat-yazar,yeteri kadar belge-bilgi bırakmıştır!..
Bu arada; amerikan yardımı tabiri altında,amerikalı yazarların kitaplarının Türkçeye tercüme edilerek başta; askeri kesim olmak üzere; etkin kamu kurumlarına dağıtıldığını,parasının da Türk hükümetlerince ödendiğinin de bilinmesini;okullarda,edebiyat tarihi içinde öncelikli olarak bu kitap ve yazarların okutulduğunu!..
Sözün sonu:
EMİR KOMUTA MERKEZİM İSTERSE,papaz elbisesi giyer vazifemi yaparım ve de BEN BOP EŞ BAŞKANIYIM, keza;ABD ASKERLERİNİN BURNU KANAMADAN ÜLKELERİNE DÖNMELERİ İÇİN,DUA EDİYORUM diyen siyasetçi ve ekibini araştırıp yazarsanız,büyük bir iş yapmış olacaksınız!..(Not: Silivride,her zaman,boş yer bulunur!..Ama,böyle bir dileğim,olamaz…)
Bir de soru sorayım: Erol Mütercimler,bay Erdoğana nasıl ve niçin,danışman olmuştur?
Bu kadarla yetiniyorum…
Saygılarımla…
Veysel Bey, yazımda Ömer’e ilaveten başka isimler de kullandım. Hayırlı günler.
Sayın Hocam görüşlerinize katılıyorum.İktidarın 22 yıldır yaptığı ötükeleştirme yoluyla iktidarda kalma hareketi sanki bunda ters tepti gibi .Tabi 3 Yıllık süre oldukça uzun .Aceba Sayın Erdoğanın iktidara uzanan yolculuğu İmamoğlu için de geçerli olur mu?Kimin Kazandığını bilmem ama kaybedenin millet özellikle dar gelirliler olduğunu biliyorum .Aceba Enflasyona etkisi ne olur.İmamoğluna yapılan gözaltını bir gün önceden bilenler borsadan çıkıp altın ,döviz aldılar mı?Bundan ne kadar kazandılar .Yeni vergi artışı ve kamu zamları yapılacak mı?
Yazıma duyduğunuz ilgi için teşekkür ederim. Lütfen gruplarınızla da paylaşınız.
Keşke tüm yöneticiler bu şekilde düşünebilseler.
Çok teşekkür ederim değerli Hocam.
Uzun süreden beri ilk defa doğru dürüst, aklı başında ve siyasi hamaset içermeyen kıymetli bir değerlendirme…
Kiralık kalemlere örnek olur inşaAllah.
Ahmet Bey, yazıma duyduğunuz ilgi için teşekkür ederim. Analizlerim çoğunlukla güvenlik politikası ağırlıklı olup, hamaset içermeyecek şekilde özen gösterilmektedir. Lütfen en azından beğendiklerinizi gruplarınızla paylaşınız.
Değerli Komutanım,
Sayın Hocam;
Yazınızı tekrar okuma ihtiyacı hissedince yorum da yazmak istedim. Sizi, beğeni ile takip eden bir okur olarak, bu yazınızı da takdir etmek benim haddim değil, ancak sizin gibi “kutuplaşmayı tehlikeli bir milli güvenlik sorunu” olarak gören biri olarak, değerlendirmeniz için müteşekkirim. Temennim ve duam; sizin gibi kendi ikbalinden önce devletimizin ve milletimizin istiklal ve istikbalini düşünen, donanımlı, basiret ve ferasetli akil insanları bihakkın yerine getireceği ‘başdanışmanlık’ ve benzeri makamlarda görebilmek… Selam ve saygılarımla.
Hocam, Bence Türkiye niye istikrarlı olamıyor ? 1 – Tr coğrafi olarak “Siyonizmin” çok boyutlu ve sınır tanımayan gücünün hedef ülkelerinden birisidir .
2- Demokrasinin sosyo-ekonomik bir gelişmiş geniş taban gerektirmesi Trnin hiçbir zaman böyle güçlü bir çoğunluğunun olamaması
Sonuç olarak Allah Trnin sonunu hayretsin 🙂 Selamlar
Hocam mükemmel bir yazı tebrikler