celalettin yavuz 800-563 yeni

Prof. Dr. Celalettin Yavuz, Güvenlik Politikaları Uzmanı – 02 Nisan 2025

 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından “yandaş medya” bağlantılı mekanlar ve iş yerlerinin kullanılmaması konusunda başlattığı boykot oldukça gürültü kopardı. Üstelik bu boykotu Ramazan Bayramı süresince konuşmalarında da sürdürdü. Tarafsızlığa riayet ederek bu konuyu masaya yatırdık.

Türkiye’de özellikle Ak Parti iktidarı ile birlikte Türk medyası da iyiden iyiye kutuplaştı. Muhalefet, iktidar yanlısı medyaya “Yandaş Medya” adını takarken, iktidar ortağı iken Gülen Cemaati (daha sonra FETÖ) medyasına “Cemaat medyası”, muhalefet partilerini destekleyen az sayıdaki medyaya “Muhalif Medya” adları takıldı. Şu anda pek kalmamış olsa da Ak Parti iktidarını eleştirdiğinde “Sorosçu, emperyalistlerin maşası vb” şeklinde kulp takılan, genellikle AB üyeliğini destekleyen nispeten “tarafsız” bir medya daha vardı. Ancak genellikle Doğan grubuna ait bu “tarafsız” basın zamanla piyasadan çekilmeye başladı ve 2018’de sona erdi.

Devlet Medyası İktidarın mı, Milletin Ortak Yayın Organı mıdır?

Özel’in, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’i, yabancı ekonomi çevrelerine şikayet edeceğiyle ilgili ifadesini bir ana muhalefet başkanına, üstelik de son mahalli seçimlerde en yüksek oyu almış bir siyasi partinin genel başkanına yakıştırmak mümkün olamayacağı için önceki analizde eleştirdik.

Ancak TRT ve “yandaş medya” ile ilgili söyledikleri de irdelenmeyi gerektirdi. 30 Mart 2025’te bayramın ilk gününün sabahı bayram namazı sonrası kamuoyuna verilen mesajlar bu testi en açık şekilde gözler önüne serdi.

İktidar yanlısı olup olmadığı, CHP’nin 29 Mart günkü Maltepe mitingiyle canlı yayınını, Özel’in “Bakalım verecek mi, son iki dakikası kaldı!” dedikten sonra veren bir özel Tv kanalı dışında, Anayasa’ya göre “tarafsız” olması beklenen TRT Haber ile hiçbir “yandaş medya” tarafından Özgür Özel dahil, muhalefet liderlerinin mesajları verilmedi.

Özel’in de konuşmasında belirtmiş olduğu gibi milletin vergileriyle yaşatılan ve geliştirilen TRT’nin, özellikle de “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” ile birlikte giderek artan ölçüde  iktidarın sesi haline geldiği 30 Mart 2025 günü, Ramazan Bayramı’nın ilk günü sabah 09.00, 10.00 ve 11.00’da birer saat arayla verilen haberlerde bir kez daha yaşandı. Bu sonuca “demokratik hukuk düzenine inanan” bir yurttaş olarak üzülmemek mümkün değildi.

30 Mart 2025 Sabahı Devlet ve Özel Tv Kanallarının Muhalefeti Yok Sayan Yayınları

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çamlıca Camii’ndeki bayram namazı sonrası mesajları oldukça geniş bir şekilde verildi. Bu normal bir durumdur. Ardından Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Erzurum’dan bayram namazı sonrası “Filistin-Gazze” odaklı konuşmasına yer verildi. Keşke konuşmasının odağında Türkiye olsaydı diye iç geçirdim. Onu İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın ülke çapında trafik kurallarına uyma konusuna dikkat çeken “Unutmayın, bayramlar bizleri ayırmak için değil, bir araya gelmek içindir!” şeklindeki ifadeleri yer aldı.

Ardından Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın gene “Gazze” odaklı konuşması, takiben de Cumhurbaşkanı eşi olma dışında hiçbir resmi görevi bulunmayan Emine Hanım’ın bayram mesajı duyuldu. Onu Mescid-i Aksa’daki bayram namazı ile deprem felaketini yaşayan Antakya’daki Kabir ziyaretleriyle ilgili haberler izledi.

Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in CHP’nin etkinliği üzerine eleştirel konuşması da izlendikten sonra sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki “yolsuzluk” soruşturmaları ile yapılan işlemlere geldi. Bu haberin ardından CHP’nin çağrısı ile gerçekleştirilen mitinglere “gösteri yasağı”na rağmen katılanlar hakkındaki tutuklama vs’yi kapsayan haberler yer aldı.

Her an CHP Genel Başkanı Özel’in bayramın ilk günü, Trabzon’da İmamoğlu’nun memleketinde bayram namazı sonrasındaki konuşmasına yer verilir mi acaba diye beklerken, İletişim Başkanlığı’nın Londra’daki Ramazan etkinlikleri, takiben İletişim Başkanı Altan’ın bayram mesajı, Avrupa başkentlerindeki İsrail karşıtı gösteriler ve hatta Vietnam hakkındaki çok da ihtiyaç olmayan haberlere bile yer verildi.

Ne yazık ki son mahalli seçimlerde en fazla oyu alan, dünyanın en büyük metropollerinden İstanbul dahil, Türkiye’nin üç büyük ilinin belediye başkanlıklarını kazanan ana muhalefet Partisi CHP de dahil, hiçbir muhalefet partisinin liderlerinin bayram mesajları haber değeri olarak görülmedi. Oysa vatandaşın Anayasa’ya göre haber alma özgürlüğü açısından, Özel’in Trabzon faaliyeti, Erdoğan’ı takiben ilk sırayı alabilecek bir gelişmeydi.

İlginizi çekebilir!  Savunma Sanayimizin Yüz Akları: SARSILMAZ ve CANİK

Milletin vergileriyle işletilen ve genişletilen İletişim Başkanlığı-TRT bu hareketiyle sadece külliyeye bağlı hale geldiğini bir kez daha ispatladı.

Bu arada sadece TRT değil, “yandaş” olduğu bizzat Özel tarafından ileri sürülen özel Tv kanalları da CHP Genel Başkanının Trabzon etkinliğine teğet bile geçemediler. Yani devletin medyası ve “yandaş medya”, ana muhalefet de dahil, tüm muhalefeti, bir kez daha “yok hükmünde” saydı…

Özgür Özel’in “Yandaş Medya” Boykotu Türkiye’de İlk midir?

Özgür Özel’in yandaş medyayı, yan kuruluşlarını ve devlet medyasını boykot çağrısına iktidarın eleştirisi çok sert oldu. Ancak bu tür bir boykot çağrısı ilk değil. Bizzat Ak Parti iktidarı tarafından kendi iktidarı döneminde bile yapıldığı unutulmadı.

Artık uzunca bir süredir iktidara yakınlığı ile bilinen “Milliyet” gazetesinin 19 Eylül 2008 tarihli sayısında “Erdoğan’ın ‘Bu gazeteleri almayın’ çağrısına dört bir yandan tepki” başlığı altında, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, AKP kongrelerinde Doğan Grubu’nu hedef alan konuşmalarından sonra şimdi de iktidar yanlısı olmayan medyaya karşı ‘O gazeteleri eve sokmayın, almayın!’ diyerek kampanya başlattığı yer almıştı. Milliyet, o dönemde Doğan grubuna ait bir gazete idi.

Mayıs 2015 ayının ikinci yarısında Doğan Medya’ya ait yayın kuruluşları ve patronu Aydın Doğan, Ak Parti iktidarına yakın yayın organları tarafından gene topa tutulunca Doğan da “Biz taraf değiliz, taraf gibi gösterilmekten çok rahatsız!” diye beyanat vermişti. Daha sonra 2018 yılında Doğan Medya yayın organlarını sattı. O dönemdeki basın haberlerine göre iktidarın baskısı üzerine bu karar alınmıştı.

Evvelce holdinglerin basın-yayın işine girmesi eleştirildiği halde bu yayın organları da holdinglerin eline geçti. İşte Özgür Özel’in boykot çağrısı yaptığı medya, bu medya ve bunların bağlısı olduğu holdinglere ait diğer yan kuruluşlar!

Özgür Özel; ülke çapında seçmen çoğunluğuna sahip muhalefeti görmezden gelen bu holdinglere ait marketlerden, gastronomi mekanlarından, kitapevi-turizm sektörü vb yerlerin “keselerini dolduran bu seçmen çoğunluğunu yok saymaları”na karşı boykot çağrısı yaptı.

Demokratik hukuk düzenini savunan sağduyu sahibi ve “adil” insanlar “Eğriye eğri, doğruya doğru!” diyebilmelidir. Bu durumda Özgür Özel’in “boykot” çağrısını bizler eleştirebiliriz. Ancak daha önce benzer boykot “yanlışı” yapmış olduğu bilinen Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ak Partili yöneticilerin eleştirme hakkı olabilir mi? Bunu yaparlarsa o zaman “Ele verir talkını (telkini), kendi yutar salkımı!” sözünü hatırlatırlar.

Devlet ve yandaş medya, gelinen çağda gerçekleri çok da fazla gizleyemiyor. Kısıtlandığı ileri sürülen “haber alma özgürlüğü”ne rağmen, sosyal medya vasıtasıyla da olsa halkın büyük bir bölümü olan bitenden haberdar olabiliyor.

İmamoğlu Olayında Yaşanmaması Gereken Yanlışlar

Türkiye’deki denkliği olmayan Girne Amerikan Üniversitesi’nde eğitim gördüğü halde İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yaparken, denkliği mevcut Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde okuyormuş gibi beyanda bulunmuş olması “O zamanlar gençti, o kadar da olur, çok kişi yapmış zaten!” diye geçiştirilebilecek kadar basit bir olay değildir.  Bu tür bir hileyi yapan kişi, Batı demokrasilerinde değil “cumhurbaşkanlığı”na, bakanlık, milletvekilliği ve hatta belediye başkanlığına bile soyunmaya kalkamaz. Foyası ortaya çıkınca da ya istifa eder, etmezse de istifaya zorlanır.

Bu olay gündeme getirildiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diploma spekülasyonunun dile getirilmesi de demokratik hukuk sistemine yakışmaz. Eğer Erdoğan’ın üniversite diploması yoksa bile bu “yanlış” örnek, yeni bir seçim için uygun örnek olamaz! Ancak CHP, her nedense ne denklik konusundaki sahtelik işlemine, ne de diploma olayına pek girmiyor.

Öte yandan daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, CHP’nin İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olarak belirleyeceği gün “yolsuzluk” gerekçesiyle tutuklanması da iktidarın çok ciddi bir yanlışıdır. Çünkü ekonomi ve finans piyasaları bu gelişmeyle büyük bir türbülansa yaşadığı gibi, daha önce “dağınık” olduğu görülen CHP’nin kenetlenmesine de sebebiyet verdi. Hatta muhalefetin diğer partileri de İmamoğlu şemsiyesi altında CHP’ye destek verdi. Özgür Özel’in “imza kampanyası” için yurt sathında kampanya başlatmasına çanak tuttu.

İlginizi çekebilir!  Çinli Teknoloji Devleri Yükseliyor – Deniz İstikbal

Bayram tatilinin üç gün daha arttırılarak 9 güne çıkarılmasında bu krizin etkisi büyüktür. Hatta bu arada üretim düşecekmiş. Acaba sağduyu sahibi ve devleti bilen kaç kişi “Düşerse düşsün!” diyebilir?

Özgür Özel, Ramazan Bayramı sırasındaki etkinlikleri sırasında “11 Mart 2025 günü Tv100 kanalında bir programa konuk olan Millet Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Sinan Burhan’ın”, yenir yutulur olmayan bir ifadesini dillendirdi. Burhan, “Kaynağımı söyleyemem. Evet efendim, bir anayasal suç olduğu Kent Uzlaşısı’nın ve İstanbul Belediyesi’ndeki ve ilçe belediyelerindeki yolsuzluklardan dolayı bayram öncesinde Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınabileceği ifade ediliyor. Ben de burada ihtiyat payı bırakarak bunu belirtiyorum!” şeklinde bir ifadede bulunmuş. Yani İmamoğlu gözaltına alınmadan tam bir hafta önce…

Bu bir “beklenti” ya da “tahmin” de değil. Özgür Özel ayrıca ilgili gazeteciye bilginin Cumhur İttifakı’na ait bir partinin genel başkan yardımcısı tarafından verildiğini söyledi. Bu durumda İmamoğlu’nun Yargı’dan çok “Siyasi kararla” gözaltına alınıp tutuklanmış olduğu sonucu güç kazanıyor. Hele de iktidar kanadından bu bilgiyi yalanlayan bir ifade gelmeyince…

Demokrasiyi iyi özümsemiş ülkelerde, anayasaya karşı devletin yanlışlarını, kolluk güçlerinin yanlışlarını eleştirmek suç değildir. Buna Almanya’yı örnek gösterebiliriz. Almanya’da iç istihbaratla ilgili Anayasayı Koruma Dairesi (BfV)’nin internet sitesinde; “Tüm demokratlar kabul etmelidirler ki, insan haklarını, özgürlüğü ve demokrasiyi güven altına alabilmek için Anayasa’yı korumaya ihtiyacımız vardır!” ifadesi vardır.

Bu sebepledir ki Anayasa Mahkemesi, hür demokratik temel esaslara tehdit olabilecek tesirlere karşı mücadele etmektedir. Bu maksatla polis teşkilatı, savcılar ve mahkemeler, ülkenin bekasına veya Anayasa’ya yönelik suçları izlemektedirler. Eleştiren vatandaş ve ‘radikal’ görüşler, Anayasa’yı korumak için bir fırsat değildir. Federal Almanya’da eleştiri ayıplanmaz, aksine arzu edilir. Bireyin kendi radikal düşünceleri yasaldır. Esas olan düşünce, vatandaşların demokrasi ve insan hakları/onuru konusunda aktif olmalarıdır.”

Bu sebepledir ki Almanya’da hafta sonları, trafiğin ve normal yaşamın olumsuz etkilenmediği yerlerde İsrail’i suçlayan gösteriler de yapılmakta, Türkiye’deki İmamoğlu’nun tutuklanmasını protesto eden gösteriler de… Polis mi? Şiddet kullanan, yanlış yerde gösteriyi sürdürmek isteyen yoksa güç kullanmamakta, hele de gazetecilere dokunmamaktadır. Üstelik bu gösteriler Alman hükümetinin uyguladığı politikalara aykırı olsa bile, gösteriler hem devlet, hem de özel medya tarafından “haber” olarak yayınlanmaktadır!

Ayrıca şayet Tv kanallarında konuyla ilgili açık oturum var ise, bunlara sadece iktidar yanlıları değil, tarafsızlar ile “karşı taraf”tan uzmanlar da katılmaktadır. Oysa bizde belli sayıdaki iktidar yanlısı bir grup, devlet ve “yandaş medyada” hemen her konuda ahkam keserken, az sayıdaki muhalefet medyasında da özellikle Erdoğan’ı hedef alan kişiler benzer faaliyette bulunmaktadırlar.

Sonuç

CHP’nin başlattığı “imza kampanyası” sırasındaki toplantılarda provokasyon ihtimali her geçen gün artacaktır. Bunlar muhalefet ve hatta geçmişte yaşanmış olduğu gibi iktidar tarafından olabileceği gibi, Türkiye’nin çok da az olmayan hasımları tarafından da yönlendirilebilir.

Provokasyonlara çanak tutacağı gerekçesiyle “CHP karışıklıktan besleniyor!” diyenlerin, bu çalkantılara sebebiyet veren olayın çıkışındaki iktidar yanlışlığını da görmesi elzemdir. CHP’nin boykotu, muhtemelen bu “yandaş” firmalarda çalışan muhalif çalışanların da aleyhine olabilecektir.

Devleti yönetenlerin “Dünyanın Sultan Süleyman’a bile kalmadığını” hatırlayıp inatlaşmaya gitmeksizin, sorunu çözmesi esastır.

Sorunu çözmenin yolu ise muhalefete (veya iktidara) veryansın etmek olmadığı gibi kavga, gösteriler, hukuka aykırılık ve ne pahasına olursa iktidar olma yanlışlığı da değildir.

Bunun çözümü demokratik hukuk kuralları çerçevesinde uzlaşmakla mümkündür. Üstelik henüz yeni olan PKK terör örgütünün tasfiyesi için DEM Parti ile bile bir köprü kurulmaya çalışılmışken… Bu köprüyü kuranların, İmamoğlu olayında da “Demokrasilerin bir çatışma değil, uzlaşma rejimi” olduğunu idrak etmeleri arzu edilmektedir.

Sağduyu sahibi yurttaşlar olarak en azından bizler böyle arzu ediyoruz.

  1. Cengiz Bayıldıran dedi ki:

    İtiraf edeyim ki hiç beklemediğim kadar objektif bir bakış açısı var.

    1. Celalettin Yavuz dedi ki:

      Kıymetli Kardeşim ve Hocam! Herkes gibi benim de bir siyasi görüşüm var. Ama hiç bir siyasi görüş, milletimize ve devletimize karşı olan sorumluluklarımızdan üstün olamaz. Selam ve sevgiler.

  2. M. Hüseyin Şenay dedi ki:

    Akarın kızının biyolojiden Hacettepe tıpa geçtiği ortamda bu olay idarenin hatası olarak görülüyorsa ve 60 gün içinde itiraz edilmediği için kabul görüyorsa İmamoğlu’nun diploması iptal edilemez.

    1. Veysel Daldaban dedi ki:

      Boşuna ve de hayali yorumlar!..
      Siz,Akp’nin kuruluş gayesini bilseydiniz,böyle yorum yazmazdınız!..
      Size önerim:1826 yılından bu yana,Nakşi tarikatının devletle olan ilişkisini öğrenin!..
      Bay prof da inatla akademik makaleler yazıp-çiziyor!..

      1. Celalettin Yavuz dedi ki:

        Veysel Bey, yazılarıma gösterdiğiniz için teşekkürler. Şahsen burada sağduyunun sesini dillendirmek çalışıyorum. Yani “Taraf” olmamaya özen gösteriyorum. Taraf olanlar da her nedense bizi “bertaraf” etmeye çalışıyor. Ama bizim yolumuz sağduyu…

    2. Celalettin Yavuz dedi ki:

      Yazıma gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Akar’in kizi “ornek” olabilecek bir olay değildir. Hele de denklik için farklı universite yazılmışsa, hele de bu kişi cumhurbaşkanlığına soyunmussa… Yanlıştan örnek, hileye bas vurandan cumhurbaşkanı olmamalı…

    3. Celalettin Yavuz dedi ki:

      Yazıma gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Akar’in kizi “ornek” olabilecek bir olay değildir. Hele de denklik için farklı universite yazılmışsa, hele de bu kişi cumhurbaşkanlığına soyunmussa… Yanlıştan örnek, hileye bas vurandan cumhurbaşkanı olmamalı…

  3. Abdullah Köktürk dedi ki:

    “CHP, her nedense ne denklik konusundaki sahtelik işlemine, ne de diploma olayına pek girmiyor” diye yazmışsınız. Sizin de muhalif mefyayı pek izlemediğiniz anlaşılıyor. Bu konuda onlarca açıklaması var CHP nin.

  4. Celalettin Yavuz dedi ki:

    Müdürüm, BBC Türkçe’den aldığım bilgileri kullandım. İmamoğlu’nun “yolsuzluk” sebebiyle tutuklanmasının iktidarın hatası olduğunu, ülkenin ekonomik ve siyasi türbülansa sürüklenmesine yol açtığını önceki analizlerde belirtmiştim. Selam ve sevgiler.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.