ceyhun bozkurt 800-563 yeni

Ceyhun BOZKURT – 25 Mart 2025

 

Bu günlerde yaşadığımız gelişmeler bizim için çokta sürpriz olmadı.

Çünkü Türkiye ne zaman sorunlarını çözmek aşamasına gelse ve belli bir seviyeyi geçme aşamasına gelse içeriden veya dışarıdan mutlaka bir çelme geliyor. Sıklıkla yaptığımız gibi madde madde anlatalım:

– Türkiye terörün belini büyük ölçüde kırdı ve bugün TERÖRSÜZ TÜRKİYE hedefini konuşuyoruz. PKK terör örgütünün kurucusu, ‘silah bırakma ve örgütün bütün uzantılarıyla feshedilmesi” çağrısında bulundu.

– Suriye’de iç savaş sona erdi ve PKK’nın uzantısı PYD/YPG, bir yandan Türkiye’nin baskısı bir yandan Suriye’deki yeni yönetimin giderek güçlenmesi, bir taraftan da Öcalan’ın çağrısının etkisiyle, yeni yönetimin Suriye’nin tek temsilcisi olduğunu ve birleşik bütün üniter bir Suriye anlayışını kabul ettiklerini ilan ettiler.

– Irak’ta Türkiye’nin arzu ettiği bir şekilde gerek güvenlik gerekse ekonomik anlamda olumlu gelişmelere şahit oluyoruz.

– Türkiye nüfuzunu sadece Türk Devletleri Teşkilatı nezdinde değil Güneydoğu Asya’daki Endonezya, Malezya, Filipinler, Tayland gibi ülkelerin yanı sıra geleneksel dostlarımız Güney Kore, Japonya, Bangladeş, Pakistan gibi ülkelerde de artırdı.

– Diğer taraftan başta Libya ve Cezayir olmak üzere Kuzey Afrika ülkeleri ile Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgedeki ülkeler olan Somali, Etiyopya, Sudan ile Sahel ülkeleri ve diğer Afrika ülkelerinde de her geçen gün mevzi kazanıyor.

– Türkiye, Azerbaycan ile olan “Tek Millet İki Devlet” sözünü, Azerbaycan-Ermenistan savaşı sonrası kuvveden fiile çıkmıştır.

– Ukrayna-Rusya savaşı sürecinde barışı gerçekten isteyen, arayan ve her iki ülke ile de güvene dayalı özel ilişkiler kuran ülke yine Türkiye’dir.

– Amerika kıtasının güneyiyle her geçen gün diplomatik ve ekonomik ilişkisini geliştirip itibarını yükselten Türkiye’nin kuzeyiyle ilişkileri de, ABD’deki seçimler sonrasında gerçekleşen yönetim değişikliğinden sonra Türk-Amerikan ilişkileri stabil durumdan pozitife geçme aşamasındadır.

Ancak Amerika ile Avrupa’nın başta Ukrayna-Rusya savaşı ile NATO konusunda ve AB ile ABD arasındaki ticari ilişkiler ve rekabet konusunda anlaşmazlıklar İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en kötü dönemini yaşamaktadır. Güvenlik ve enerji konusunda zayıf düştüklerini değerlendiren Avrupa Birliği ve başat ülkeleri Türkiye’ye yönelik siyasetlerini daha pozitif yönde realize etmek aşamasına gelmişler ve Türkiye ile diplomatik ilişkilerini daha sıkılaştırmak için temas ve görüşmeleri artırmışlardır. (Kişisel düşüncem ise AB’nin dağılmaya doğru ilerlemesi nedeniyle, çöken AB’nin enkazını bizim devralmamamız yönünde ama durum tespiti aktardığım gibi).

İmamoğlu Meselesi ve Gündeme Oturan Yolsuzluk İddiaları

Konjonktürün Türkiye’ye bu kadar olumlu yansıdığı bir dönem uzun yıllardır görülmemiştir. Tam da böyle bir dönemde İmamoğlu meselesi ülkemizin gündemine oturmuştur. Peki nedir bu mesele? Hırsının ve kibrinin esiri olmuş bir belediye başkanı, iddialara göre belediyenin yani kamunun kaynaklarını yine belediyenin gücü ve katakulli yöntemlerle her türlü yolsuzluk yöntemini kullanarak kendi ikbali için kullanmaya başlamış, reklamını yapmaya harcamış, bu amaçla görsel ve yazılı basını beslemiş, tanınırlığını artırmış, elle tutulur hiçbir hizmet ve yatırımda bulunmadan çok büyük hizmet yapıyor görüntüsünü kitlelere empoze etmiştir.

İlginizi çekebilir!  Başıboş Köpekler... Milli Güvenlik Sorunu Olması mı Lazım?

Ayrıca CHP içinde adım adım ilerleyerek yine iddialara göre önce CHP delegelerini elde etmiş, şaibeli bir kurultay ile CHP yönetimini ele geçirmiştir. Sonrasında üç buçuk sene sonra yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partinin tek adayı olmak için “CHP Cumhurbaşkanlığı ön seçimi” gibi uyduruk bir parti içi seçim yapılmasını sağlayarak kendisine yönelebilecek hukuki bir soruşturmayı önleyip engellemeye çalışmıştır.

Ancak bütün bu yolsuzluklar artık güneşin balçıkla sıvanamayacağı hadde ulaştığından başta kendi partisi üye, delegelerinin adli makamlara ihbarı ile soruşturmalar başlamış bugünlere gelinmiştir.

Muhalefetin Algı Operasyonu ve Manipülasyon Taktikleri

Ancak ne yazık ki girdikleri seçimde kazanamadıkça yıllarca nefret tohumu ekip toplumu ayrıştıran, ötekileştirip düşmanlaştıran zihniyet kaybettikleri seçimlerden sonra sürekli “oylarımız çalındı” “haksızlığa uğradık” diyerek kendi kitlesini sürekli ajite etmiş, muhalif kitleye kin ve nefret tohumu ekmiştir. Bugün de muhalif kitle, İBB Başkanının yolsuzluk ve teröre destek iddialarıyla değil “Tayyip Erdoğan karşısında aday olmasının engellenmesi” için tutuklandığına inandırılıyor.

Muhalif kesimde bir diğer yerleşik anlayış ise demokrasiye taban tabana zıt bir zihniyettir. Bu zihniyet; “Biz bu ülkenin kurucu partisinin üyesiyiz ve bu nedenle diğer vatandaşlardan ayrıcalıklı ve imtiyazlıyız, dolayısıyla kimse bizden hesap soramaz” anlayışıdır. Maalesef bu anlayışa sahip bir kitle var Türkiye’de. Bu kitle kendilerine ‘Cumhuriyetçiyiz’ der, halka ‘yurttaş’ der, fakat yurttaşlar ile aynı haklardan fazlasını talep eder ve onlarla eşit seviyeden göz teması istemezler.

Oryantalizm ve Seçkinci Bakış Açısı

Bu nasıl Cumhuriyetçilik derseniz onların öğretisi budur.  Bu öğreti Oryantalist öğretidir. Batılılar doğuya nasıl bakıyorsa CHP’de Anadolu’ya ve halka öyle bakıyor. Özünde egemenliği büyük Türk milletine bırakan Atatürk ile de çatışırlar, karşıyadırlar. Egemenlik milletin değil, kendilerinindir.

Atatürkçülüğü kimseye bırakmazlar. Ama Atatürk’ün ‘köylü milletin efendisidir’ sözünün içeriğini tam olarak anlamazlar. Atatürk, İstiklal Harbi’ni başlatmak için Anadolu’ya geçmiştir. Niye? Çünkü İstanbul’da yaptığı temas ve görüşmelerde dönemin aydın ve ileri gelenlerini yeterince ikna edememiştir. Kimi ABD mandası, kimi İngiliz himayesi istemiştir. Bu nedenle Anadolu’ya geçmiştir. Anadolu insanı ile İstiklal mücadelesini başlatmış ve batıya doğru ilerleyip Yunan (özünde de İngiliz) işgaline son vermiştir.

İlginizi çekebilir!  Bu Vatan Size Neyledi, Büyüttü Besledi Adam Eyledi!

Devleti, dizayn ettikten sonra vergi almak için kalkınmayı başlatmak için devleti ayakta tutmak için köylünün çalışması, üretmesi, vergi vermesi gerekiyordu ki ülke bütçesini yapabilsin. Atatürk köylüye ihtiyacı olduğunu bildiğinden dolayı bu sözü söylemiştir.

Köylü ve Anadolu Türklüğü, ordusuna asker olmuş, ordusunu donatmış, ülkeyi işgalden kurtarmış ve devletin yeniden inşası için maddi-manevi her türlü fedakarlıkta bulunmuştur. Ülke kurtarıldıktan bir süre sonra, özellikle de Atatürk’ün vefatının ardından devletin ve partinin organlarını ele geçiren seçkinci takımı Anadolu insanını tekrar dışlamış, topluma üstten bakmıştır. Bu üstenci tavır 1950 seçimlerine kadar devam etmiş, ilk olarak bu tarihte demokratik bir devrimle halk kendi yöneticisini seçerek iş başına getirebilmiştir.

Halkın kendi iradesini devlet yönetimine yansıtması bu oryantalist eğitimin etkisindeki kesim tarafından bir türlü kabullenilememiştir. Bu nedenle; bu tür olaylarda ortaya ne tür belge ve bilgi  koyarsanız koyun inanmayacak ve kabul etmeyeceklerdir.

Günümüzde de milletimizin içinde böyle bir kitle var. Ve bu kitle maalesef sosyal medyayı çok fazla ve çok iyi kullanarak aşırı bir dezenformasyon ile algıyı olguya dönüştürebiliyor. Bakınız Cambridge Analytica gibi yöntemlere de başvurmuşlar. Bu yönteme geçen yıllarda İngiltere’de Brexit ve  ABD seçimlerinde başvurulduğunu hatırlıyoruz ve bu ülkelerde kıyamet kopmuştu. Bu yöntemle insanların özel verileri ele geçirilip eğilimleri belirleniyor ve kişiye özel mesajlarla insanlar siyasi, sosyal ve ekonomik olarak yönlendirilebiliyor.

Şimdi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ortaya çıkan yolsuzluk ve teröre destek iddialarının yargıya intikal etmesine ve her şey şeffaf bir biçimde ceza mahkemeleri usulüne uygun bir süreçte yürümesine rağmen ülkemizdeki muhalif kesim diyor ki, “siz kim oluyor da bizden hesap soruyorsunuz? Sizler ancak maraba seviyesindesiniz. Bizler sizlerin efendisiyiz. Maraba efendisinden hesap sorabilir mi? Yakarız yıkarız başınıza geçiririz.”

Bu zihniyetle mücadele ediyoruz. Bunu bilelim.

Peki bu zihniyet bize neyi hatırlatıyor?

Bana iki meseleyi hatırlatıyor.

Birincisi ORYANTALİZMİ…

Oryantalist öğreti Doğu’ya yukarıdan bakar, küçümser, aşağılar. Medeniyetin tamamen Batı’nın eseri olduğunu öğretir, öğrenmeye direnirseniz dayatır. Sömürge siyaseti, oryantalizmden sonra doğup gelişmiştir.

Diğeri Siyonist Yahudiliğin bakış tarzıdır. Bu bakış tarzına göre RAB insan olarak Yahudileri yaratmıştır diğer insanlar ise hayvandan evrimleşmişlerdir. Dolayısıyla onlara insan mesabesinde muamele etmek gereksizdir. Öldürebilirsin, malına mülküne el koyabilirsin vs. Bugün İsrail’in yaptığı katliam ve soykırımın temelinde bu anlayış ve inanç yatmaktadır.

Bizim muhalefetimizin anlayışının bu iki anlayışı akla getirmesi, maalesef son derece üzücü bir durum.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.