
Rabia YAVUZ – 26 Şubat 2025
Süper güçleri olan birini hayal edin desem aklınıza kimler gelir? Onları sıradan insanlardan ayıran özellikler yüzünden zihninize gelenlerden bazıları insanüstü güçleri olan çizgi roman kahramanlarından bazıları olabilir mi? Mesela, Örümcek Adam gibi duvarlara tırmanıp yüzeylere yapışabilmek. Ya da Süpermen gibi uçabilmek veya nesnelerin arkasında neler olduğunu görebilmek.
Belki de süper güçler yalnızca bilim kurgu yazarlarının kurguladığı hayallerden fazlası da olabilir bizim gibi sıradan insanlar için. Görünüşe bakılırsa, biz sıradan insanlar da süper güçlerin sadece ünlü çizgi roman kahramanlarına ait olduğunu düşünmüyoruz. Bizde de birçok süper kahramandan daha farklı bir süper gücümüz var gibi görünüyor. Zihin Okuma.
Böyle söylendiğinde kulağa tuhaf geliyor olabilir ama sizin de biriyle konuşurken aslında söylediklerinden daha fazlasını ima ettiğini düşündüğünüz oluyor mu merak ediyorum. Ya da birinin size soğuk davrandığını hissedip, “Benden hoşlanmıyor olmalı” diye yorumladığınız durumlar oldu mu? Çoğumuz bunu yapmaz mıyız? Sanki başkalarının zihninden neler geçtiğini bilmemizi sağlayan süper bir gücümüz varmış gibi çalışır zihnimiz.
Oysa zihin okuma bir süper güç değil, bir düşünme yanılgısıdır. Çoğumuzda bu yanılgıya kapılır gideriz. Hem de hiç farkında bile olmadan. Ne garip, kendi zihnimizden geçenleri bile tam olarak takip edemezken başkalarının zihinlerinden geçenler hakkında sürekli yorum yapabileceğine inanan bir zihnimiz var gibi görünüyor.
Zihin okuma, psikolojide yaygın bir bilişsel çarpıtma olarak bilinir. Bilişsel psikolojinin kurucularından Aaron Beck, zihin okumanın bilişsel çarpıtmaların önde gelenlerinden biri olduğunu belirtir. Bu çarpıtma, insanın karşısındakinin zihninden geçenleri kesin olarak bildiğini varsaymasına dayanmaktadır. Evet, insanlar, başkalarının ne düşündüğünü bildiklerini varsayar. Sadece varsayımla da kalmaz bu durum. O varsayımlara göre de hareket ederler.
Zihin felsefesi kuramlarından Simülasyon Teorisi’ne göre insanlar, başkalarının zihinsel durumlarını anlamak için kendi zihinsel süreçlerini model olarak kullanır. Yani bir kişinin ne düşündüğünü anlamaya çalışırken, kendimizi onun yerine koyar ve neler düşüneceğimizi ya da nasıl hissedeceğimizi hayal ederiz. Ancak bu yaklaşım, bireysel önyargılarımız ve duygu durumumuzdan ayrı gerçekleşmez.
Bu nedenle de çoğu zaman bu varsayımlar diğerlerinin gerçeğini yansıtmaz; aksine, diğerlerinin zihnini okuyan kişinin kendi korku ve kaygılarının bir yansımasıdır. Mevlânâ’nın “Sen neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar” sözü, insanın algılarının kendi ruh haline göre şekillendiğini vurgular. Bu yüzden başkalarının bizim için neler düşündüğünü düşündüğümüz anda kendimiz ve ötekilerle ilgili varsayımlarımızı analiz etmek kendi zihnimizi gerçekten tanımamıza da yardımcı olabilir.
Alışkın Olduğumuz Bir Yanılsama
Peki, bunu neden yapıyoruz? İnsan zihni, belirsizliğe karşı tahammülsüzdür. Çevremizdeki insanların ne düşündüğünü, nasıl hissettiğini ve bize dair yargılarını kesin olarak bilmek isteyen bir yanımız var. Karşımızdaki kişinin yüz ifadesinden, ses tonundan veya beden dilinden hareketle onun zihnini okuyabileceğimize inanmak istiyoruz.
Böylece belirsizlikle başa çıkmak için kendi tahminlerimizi kesin gerçeklermiş gibi kabul etmeye başlıyoruz. Olasılıklardan çok, kesinlikleri seviyoruz. Oysa insanoğlunun tahmin etme becerisi var, kesinliği bilme becerisi değil. Bu nedenle belirsizliği kucaklamak ve farklı olasılıkları hesaba katmak bizi zihnimizin bu tek odasından çıkarabilir.
Üstelik zihin okumalarımızın çoğu da olumsuz önyargılarla çalışır. Biri bizimle umduğumuz kadar uzun ya da samimi konuşmadığında hızlıca “Beni önemsemiyor” sonucuna varabiliriz. Oysa gerçek bizim yorumumuzdan çok farklı da olabilir: Belki o kişi yorgundur, belki stres altındadır, belki canı bir şeye sıkılmıştır ya da tamamen farklı bir sebepten dolayı dalgın olabilir.
Lakin bunca olası seçenek yerine zihnim ilk olarak önemsenmediğim yorumunu yapıyor ve bunu tek yanıt olarak kabul ediyorsa bu benim hakkımda neler söyler? Belki de herkes tarafından önemsenmek gibi bir derdim vardır, belki o kişi tarafından daha çok önemsenmek istiyorumdur, belki de başka şeyler.
Zihin okumaya yatkın olanlarımız için işler karışıklaşır. Hem kendimizle hem de diğer insanlarla ciddi sorunlar yaşayabiliriz. Özellikle de bu zihin okuma faaliyetini başkalarının kendileri hakkında olumsuz düşündüğüne inanarak yapan bireyler kaygı yaşar ve güvensizlik geliştirir. Çoğu zaman bu kişiler, tahminlerini sorgulamak yerine tahminlerini doğrulayacak şekilde davranmaya başlayabilir.
Örneğin, birinin beni önemsemediği varsayımından kuşkulanmayıp bunu tek gerçek olarak kabul ettiğimde hissedeceğim duygu üzüntü ya da öfke olabilir. Duygular ise davranışlarımı etkileyeceği için ben de üzgün ya da öfkeli biri gibi davranabilir veya en iyi ihtimalle mesafeli davranmaya başlayabilirim karşımdakine. Doğal olarak karşımdakinin de bana daha mesafeli davranma olasılığı artar ve o da beni görmezden gelmeye ya da benden uzak durmaya çalışabilir.
İlk başta zihin okuyarak yaptığım kehanet de kendi kendini gerçekleştirmeye başlar. Sonuçta insanlarla aramızda kurulabilecek birçok köprü yerine duvarlar yükselebilir. Doğrudan sormaktan kaçınır, açık iletişimden uzaklaşırsak da yanlış anlamalar giderek büyür.
Zihin okuma sadece diğerleriyle ilişkilerimize zarar vermez. Kendimizle olan ilişkimizde bu durumdan etkilenir. Önemsenmediğimi varsaydığımda öz saygım ve özdeğerim de sorgulamaya açılmış olur. Kendimi kolayca “Herkes başarısız olduğumu düşünüyor” veya “Kimse beni önemsemiyor” derken bulabilirim. Bu durum daha çok içe çekilmeme neden olurken ilk baştaki kehanetimi sorgulayacak ve belki de öyle olmadığını görebileceğim fırsatlardan da kendimi mahrum bırakmış olurum. Sonuç ise çoğu zaman yalnızlaşma olur.
Bilişsel Çarpıtmalar Ekibi
Zihnimizin inşa ettiği bu tek kişilik hücrede yaşamak zorunda değiliz. Üstelik bu tek kişilik zihin okuma hücresinde biz yalnız olsak da zihin okuma yalnız değildir. Çoğu zaman zihin okumanın davetine icabet edip o hücreye girdiysek kişiselleştirme, aşırı genelleme, felaketleştirme ve etiketleme gibi başka bilişsel çarpıtmalarda orada bizi beklemektedir. Verdiğim örnekleri hatırlayın. Karşımdakinin zihnini okuyabileceğimi sanmanın yanında bir de bu yorumu sadece benimle ilgili hale getirerek kişiselleştirme yapabiliyorum.
Bu kişi “Başkalarını önemsemiyor” demek yerine “Beni önemsemiyor” diye düşünüyorsam zihin okumasının ekip arkadaşı kişiselleştirme de yanı başımda demektir. Ya da “Benimle uzun konuşmadı” demek yerine en kötü seçeneği var sayarak beni önemsemediğine ikna olduysam zihin okumanın yakın arkadaşı felaketleştirme de zihnimin içinde dolanmaktadır.
Aşırı genelleme ise zihin okumanın ayrılmaz kardeşi gibidir. Yaşadığım bu olayı münferit bir deneyim olarak görmek yerine hızlıca “Kimse beni önemsemiyor” düşüncesine kapılmam da uzak bir ihtimal olmayacaktır. Aşırı genelleme ile bu tek kişilik hücre daraldıkça daralır. Oradaki tek önemsenmeyen ve hep önemsenmeyen kişi benmişim gibi hissetmeye başlarım.
Ateşe Benzin Dökmek
Geleneksel toplumlarda insanlar yüz yüze iletişime dayalı güçlü sosyal ağlar içinde yaşarken, modern dünyada sosyal medya ve dijital iletişim biçimleri zihin okumayı daha yaygın ve çetrefil hale getirmiş durumda. Dijital iletişim biçimlerinden en yaygın olanı ise mesajlaşma.
Mesajlaşma demek eksik olur. Kısa mesajlaşma. Sınırlı karakter sayısı ile eksilen anlam yüz yüze iletişimin sunduğu beden dili ve bağlam gibi unsurlardan da yoksun olması nedeniyle birçok sağlıklı iletişim fırsatının katili olmakta. Mesajlara yanıt vermenin sürelerinin uzaması ile de zihin okumanın en diplerinde dolaşmak mümkün.
Bunca boşluk ve eksiklik insanların karşısındakinin niyetini yanlış yorumlamasına daha fazla imkan veriyor. Örneğin, sosyal medyada paylaşımlarımıza yorum yapmayanların nedenlerine dair varsayımlarımızı hatırlayalım. Paylaşımımızın beklediğimiz etkileşimi almaması ne anlama gelir? Nedir diğerlerinden beklediğimiz? Yorum yazmayanlar bize yorum yazmayarak ne demeye çalışıyorlardır bize?
Üstelik sosyal medya, başkalarının en iyi anları ile kendi iç savaşlarımızı kıyaslayacağımız kurgu dolu bir dünyaya açılabildiği için bu boşlukları zihnimiz nasıl dolduracaktır? Zihnimizdeki kuruntular sosyal medyadaki kurgulara hızlıca karışır. Belirsizlik ve beklentiler bir araya geldiğindeyse zihnimiz çoğunlukla olumsuz varsayımlara yönelir.
Hücreden Çıkış
İnsan zihni, boşlukları doldurma eğilimindedir. Ancak bu boşluklar çoğu zaman önyargılarımız, korkularımız ve endişelerimizle şekillenmektedir. Zihin okuma hücresinden çıkıp zihnimizin uçsuz bucaksız esrarengiz alemlerinde gezinmek, oralarda da neler olduğunu müşahade etmek de mümkün.
Belki de en sağlıklı yaklaşım, başkalarının zihinlerini okumaktan vazgeçip kendi iç dünyamıza daha yakından bakmaktır. Carl Gustav Jung’un da dediği gibi, “Dışa bakan rüya görür, içe bakan ise uyanır”.